siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

 Baba Bush  öldü



Asıl adı:  George H. W. Bush
 ancak biz onu  "Baba Buş"  olarak biliriz.
Bush'lar,  üç kuşak ABD aktif siyaseti içerisinde önemli pozisyonlarda olan bir aile zaten.  Yanda bir resmini gördüğünüz kendisi ABD'nin 41. başkanı idi
 (1989-1993);  sakarlıklarıyla gazete haberlerine ve dönemin karikatürlerine epey konu olmuş  oğlu  George W. Bush ise  ABD  43. başkanı.  (2001-2009)
Birinin zamanında Körfez Savaşı / Gulf War  (1990-1991),  diğerinde  Irak Savaşı (2003-2011)  çıktı.  Oğul Bush, donanma harekete geçerken yaptığı canlı konuşmasında "Bu bizim için ikinci Haçlı Seferi'dir" gibi açıklamalar yapmış, sonra danışmanlarının uyarılarıyla yanlış anlaşıldığını söyleyip özür dilemişti. Kabinesindeki meşhur Dış İşleri Bakanı  Condelezza Rice  hakkında daha önce bir blog yazısı yazmıştım hatırlarsanız.  (Hatta ilk yazılarımdan biridir.)

Bunlar  baba-oğul  "Orta Doğu / Middle East"  de denen  Yakın Doğu'nun  canına ot tıkadılar özetle.  "War on terror! / Teröre karşı savaş!"  diye bu diyara ordularıyla ve ordu dışı güçleriyle geldiler, mevcut terör gölünü genişlettikçe genişleterek yollarına devam ettiler. Terörsüz alanları da terörize etmekten geri durmayarak  Irak-Suriye, hatta Libya'dan itibaren kuzey Afrika'yı ve Afrika'nın diğer bazı alanlarını taa Afganistan çevresine kadar bir "kısmi terör dünyası"na çevirdiler.  Onların çıkarları için çalışan terör örgütleri "özgürlük savaşçısı" oldu,  "kahraman" oldu,  kendilerinin yadsınamaz destekleriyle bu derece güçlenmiş  "IŞİD ile savaşıyor"  oldu...
Şimdilerde  "İsrail'in yararınaysa her şey legaldir ve gerisi teferruattır"  düsturunu benimsemiş olanlarla el ele çalışmalarına devam ediyorlar. Tabii ki güçlü orduları olan büyük devletler her zaman güç, yağma, prestij, çıkarlar için talanlar yapmışlardır;  ancak bunlar kadar maddi-manevi kavramların,  dini ve din dışı unsurların ırzına geçen olmamıştı. Roma ve Haçlı ruhunu yaşattıkları görüşü de hatırlatılabilir tabii ama çoktan onların ötesine geçtiler.  Ne "demokrasi" bıraktılar, ne herhangi bir "-izm", ne "barış ve güvenlik", ne insan hakları, ne "teröre lanet okuma"... Aslında bu delirmişlik halleriyle bütün yalanları bir bir çökerttiler. Tam bir yıkım çağı başlattılar.



Bir yorumcu geçtiğimiz günlerde
 (30 Kasım 2018'de)  ölen Baba Bush için  "Ortadoğu'yu cehenneme çevirmiş adamdır. Trump çırak kalır bunun yanında"  diyor.
Maalesef ardından gönülden  R.I.P.  (rest in peace)  diyenler var.  Bunlar Baba-Oğul cehennemin kapılarını Babil'den araladılar,  ama demek ki davulun sesi uzaktan hoş geliyor.  İnsanlığın daha alacağı çok dersler var demek ki!  :(


Daha önce bir yazımda Amerikan toplumundaki militarizm damarına kısaca değinmiştim. Benim az da olsa tanıdığım Amerikalıların önemli bir bölümünde ciddi bir militarist damar var. Ordularını sürekli kutsuyorlar,  demiştim.  
Bakınız:  (Gündem  Ekim 2012-4)
Amerikan ailelerinden  oğulları orduda olanların,  "Irak topraklarına demokrasi ve barış götüreceğiz"  yalanına gönülden inanıp bol manevi değerli militarist soslu paylaşım yaptıkları Irak Savaşı günlerini hatırlıyorum.  Amerikan toplumunu çok severim ve okyanus ötesinde olmalarına rağmen, bazı Avrupa toplumlarından çok daha yakın görürüm bize.  Ama bu çağda bu pozisyonu kesinlikle hak etmiyorlar. Ne yaparsınız ki insanın insana hakimiyeti bu boktan çivisi çıkmış dünyayı hediye ediyor insan ailesine.


Kaldığımız yerden özet geçmeye devam edelim:
Bushların ekonomiyi devirmelerinin ve bir dolu saçmalığın ardından bayrağı  Obama  devraldı.
 (2009-2017)  Müslüman ülkelerde bir zencinin ABD liderliği baştan büyük sevinç yaratmıştı ki  "Ilımlı İslam", "Arap baharı" filan derken coğrafyayı komple ateşe verdiler.  Şimdilerde de bazı terör örgütlerini silah-mühimmat-para-eğitim-itibar-... vesaire açısından istikrarlı şekilde destekleyip halen  -bir şekilde-  beyaz ve pirüpak kalabiliyorlar.



Bu kadar yazdıktan sonra biraz da ek bilgi vereyim  (miscellaneous)  ve siyaset dışı eğlenceli şeylerden bahsedeyim:
Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa;  Baba Bush, eşiyle en az 1 kez Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmuştu. O zamanlar Özallı yıllardayız, yani Başbakan-CB  Turgut Özal.
Semra hanım ve Papatyalar grubunun kıyafetleri, şaşalı ve şişme hayatları, sosyete partileri medyanın ana ilgisinde... Aile ile ilgili fotolardan sanki eşsiz bir yalakalık akıyor.
İşte o resmi ziyaretlerin birinde, bizim başkanın hanımının kıyafetleri parlak, saçları ve yüzü boyalı mı boyalı... "Ne giyecek ne giyecek  first lady'miz?"  en baba gündem mevzumuz... (Bu arada Özal'ın Bush'lardan "aile dostumuz" gibi bahsettiğini de not düşeyim.)  ABD Başkanı'nın uçağı yere indiğinde yapılan karşılamada,   Baba Bush'un  eşi  Barbara  Bush
beyaz saçları ve siyah üzeri beyaz puanlı uzun elbisesi;  yılışıkla yalakalıkla uzaktan yakından alakası olmayan duruşu ile bana gerçekten çok güzel gözükmüştü o gün.
Eleştirdik ama hakkını da vermek isterim;  olumlu yönlerinden pek dile getirilmeyen biri de,  adamların devletinde üst siyasette bizdeki gibi bu kadar sonradan görmelik sıradanlaşmaz.  Bizde hala birileri  liderin veya eşinin kıyafeti, sarayı, dik duruşu ile övüne dursun;  adamlar orduları, planları, kültürleri ile yıka yıka ilerliyorlar. Sen (yüzyıllardır olduğu gibi) kıyafeti, kaftanı, duruşu, saçı-sakalı, örtüyü ve örtüsüzlüğü, kibirli-hamasi boş lafları övmeye devam et halkım.
Yani kıssadan hisse:  Rahatsın,  rahatta kal.

 Ayelet Shaked  üzerine,  yeniden...


Fotoğrafını paylaştığım bu güzel kadının siyasetçi olduğuna inanmak istemezdim ama kendisi İsrail Parlementosu Knesset'te bir milletvekili. Adı: Ayelet Shaked. Birkaç yıl önce dikkat çeken açıklamalarını kendi blogumdaki şu yazılarımda paylaşmıştım:
İsrail-3 (Seçkiler)  ve  İSRAİL Çarkı.

Geçmişte yaptığı açıklamalarda, Gazze'ye ülkesinin yaptığı askeri operasyonlarda Filistinli annelerin ve çocuklarının ölümünü talihsiz bir durum olarak görmediğini, bilakis annelerin "küçük yılanlar" doğurduğu için öldürülmesi gerektiğini söylemişti.
Eklemek isterim ki kendisi Adalet Bakanı iken bunları söyledi.

Şimdilerde de  "İsrail olarak Kürt devletine ihtiyacımız var", "YPG'yi destekleyelim",  mazlum-ezilen Kürtlere destek olalım, uluslararası güçler Türkiye'ye müdahale etsin, gibi peş peşe açıklamalar yapıyor.  "Kürtlerin bağımsızlık arzusuna destek olmalıyız. Bunu hak ediyorlar" ,  "Türklerle savaşta kahraman Kürtlere başarılar diliyorum"  da dedi en son.  Zaten güncel haberlerde adını sıklıkla okuyoruz şu günlerde...

Demem o ki:  Irkçılık  ve nefret söylemini sıradanlaştırmış insanların, başkalarına "insan hakları" - "ilericilik" dersleri verme tiyatrosu devam ediyor. Ve Sümerler'den beri devam eden, Mezopotamya halklarına savaşarak kurtuluşlarını vaat etme yalanı her türlü dini ve din dışı sosa bandırılarak servis edilmeye hala devam etmekte... Mesela bunlar da siyasete inanmama ve siyasetçilere değer vermeme sebeplerimden biridir.

(Gerçi dürüstlüğünden dolayı tebrik etmek gerekir bu kadını. En azından yıllardır PKK ve bölgedeki bazı terör unsurlarına kesintisiz destek verip, sonradan kameralar önünde dostluk-kardeşlik-işbirliği edebiyatı yapan yavşaklardan değilmiş. "Özgürlüğü hak edip etmediklerini karar verme mercisi olarak kendisini görmesi  (ve aslında Kürtleri aşağılamasından da) ayrı bir kibir yazısı çıkar.  Siyasetçilerin genel olarak dininin aynı olduğunu bir kez daha hatırlatmış oldu bize özetle.)


 Melih Gökçek istifa


O dönem yoğunluktan yazamamıştım ama, bugün Melih Gökçek'in Cumhurbaşkanı iradesiyle görevden alınışının 1. yıl dönümü.
Buraya da not düşmek istedim.

5 dönemdir seçilen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 23 küsür yıllık görevinden geçen sene bugün istifa etmişti.  (Daha doğrusu 5 Ekim'de istifası istendi, 28 Ekim 2017'de de istifasını sundu.)

Kendisi 15 Temmuz sonrası Bülent Arınç'a karşı Twitter'dan giriştiği kampanyada,  Arınç trarafından bir basın açıklamasında
"Ankara'yı  parsel parsel  (cemaate)  sattın!"
ifşası sonrası epeyce konuşulmuş; büyüyen ailesi, mal varlığı ve sülale boyu ihtirasları ile dikkatleri bir kez daha üzerine çekmişti.
Beştepe'ye Cumhurbaşkanı ile görüşmeye çağrılmış ve 15 Temmuz sonrası uzaklaştırılan  belediye başkanlarından birisi  olmuştu.
İstifa eden başkanlar: İstanbul (Kadir Topbaş), Düzce (Mehmet Keleş), Niğde (Faruk Akdoğan),  Bursa (Recep Altepe)  ve  Ankara.


Melih başkanın ayrılışı da kendi gibi nev-i şahsına münhasır şekilde olmuştu. Veda konuşmasında "Bizden görünüp bizden olmayan içimizdeki fitnecileri helak et Yarabbi"  diye dua dahi etmişti  Sayın parselci.


Bu arada Ankara'nın mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna geçtiğimiz günlerde bir televizyon yayınında, geçmiş başkan zamanındaki vurgunlardan birini üstü kapalı duyurdu.  Özetle:
Belediye'nin hafriyat gelirleri 30.000 TL düzeyinden 15 milyon TL seviyesine çıkmış.

https://www.youtube.com/watch?v=TPC4p67L3jg


Türkiye tarihinde Referandumlar ----- ve  YAE Nefreti


KPSS çalışanlarına  ve  ödev için bilgi toplayanlara faydalı olabilir diye,  ayrıca meraklıları için;  daha önce de bir yazımın altında paylaştığım bilgileri ayrı bir başlık altında yayınlamaya karar verdim.
Konumuz:  Türkiye ve Referandumlar



1)  1961 Anayasa Referandumu   (9 Temmuz 1961)
            (27 Mayıs 1960  askeri müdahalesinden sonra...  İlk halk oylaması ile
61 Anayasası kabul edildi.  %38.3  hayır  oyuna karşılık  %61.7  evet  oyuyla.)
Çift meclisli yasama organı (senato); kişi hakları, sosyal ve siyasal geniş haklar;  üniversiteler ve TRT özerk.  Anayasa Mahkemesi kurulması...
İnsan haklarına dayanan, sosyal, hukuk devleti.


2)  1982 Anayasa Oylaması   (7 Kasım 1982)
      (12 Eylül 1980 darbesinden sonra)  Yine bir askeri müdahale ve sonrasında hazırlanan "1982 Anayasası"nın halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitmişti Türkiye.  (Tüm siyasi partiler kapatılmış, Meclis çalışmaları durdurulmuş,  sıkı yönetim ortamı vs.)
Halkoylamasına  18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı.  17 milyon 215 bin 559 seçmen "kabul"  (yüzde 91.37),  1 milyon 626 bin 431 seçmen de "ret"  (yüzde 8.63)  oyu kullandı.  Geçici 1. maddesi ile Kenan Evren Cumhurbaşkanı oldu.  (Otoriteyi, devleti, devlet içinde de Cumhurbaşkanı makamını çok güçlendirmiş sert/katı bir anayasa.  Atatürk milliyetçiliğine bağlı,  laik,  demokratik devlet  vs.)


3)  1987,  "Yasaklı siyasetçiler geri dönsün mü?"   (6 Eylül 1987)
      1982 Anayasası'nın  Geçici 4. maddesi ile siyasi parti liderleri ve yöneticilerine getirilen  5 ve 10 yıllık  siyasi yasakların  kalkıp kalkmaması konusunda.  Az bir farkla  Evet  çıkmış.  (Turgut Özal "Hayır" demiş!)
Böylece yasaklar getiren  geçici 4. madde  yürürlükten kalktı.
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'a siyaset yolu açılmış oldu.


4)  "Yerel seçimler erkene alınsın mı?"   (25 Eylül 1988)
        Türkiye'nin dördüncü kez önüne getirilen halk oylaması sandığının konusu Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması idi. Seçmenlerin yüzde 65'i "hayır", yüzde 35'i "evet" oyu kullandı.  Böylece dönemin iktidar aprtisi ANAP'ın yerel seçimlerin erkene alınması için  anayasa maddesindeki değişiklik teklifi  kabul edilmedi  ve
13 Kasım 1988  olarak öngörülen erken yerel seçim yapılamadı.
%65  Hayır  ile  Türkiye tarihindeki kabul edilmeyen tek referandum oldu.



5)  2007,   "CB halk tarafından seçilsin mi?"   (21 Ekim 2007)
        Ahmet Necdet Sezer sonrası CB seçiminde sorunlar çıktı.  (CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gidip duruyor. "Türbanlı CB eşi istemeyiz" üzerinden 367 karar yeter sayısı-toplantı sayısı tartışmaları...  Sonunda Abdullah Gül  11. Cumhurbaşkanı oldu.)
Anayasa değişikliği %69 ile kabul edildi. Böylece Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeye başlandı. Ayrıca görev süresi 7 yıldan 5 yıla düşürüldü ve ikinci dönem seçilebilme imkanı tanındı (5+5).  (Bu değişikliğe kadar Meclis tarafından bir defa yedi yıllığına seçilmekteydi.)
+ TBMM seçim dönemi  5 yıldan 4 yıla  düşürüldü.



6)  12 Eylül 2010  Anayasa Değişikliği Referandumu
(Yetmez ama Evet - YAE)

      Yüksek yargı organlarında köklü değişiklikler. Ayrıca 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici madde kaldırıldı.

TBMM Başkanlığı'na bağlı olarak  Kamu Denetçiliği Kurumu (ombudsmanlık) kuruldu.  (TBMM'de gizli oyla seçilecek.)
CHP ve MHP  Hayır,  BDP boykot kararı almıştı.
Sonuçlar:  %42 Hayır,  %58 Evet


Şöyle yazmıştım  12 Eylül 2010 Referandumu  başlığında:

           Aradan yıllar geçti,  ancak hâlâ bu referandumdan yadigâr kalan  "YETMEZ AMA EVET" nefreti devam etmekte...
İlginç şekilde,  çabuk unutan ve balık hafızalı bir toplum olmamıza rağmen,  YAE'yi unutmadı bir türlü okumuşluğuyla müsemma kesim.
Referandumun kendisini ve ne için yapıldığını, değişen Anayasa maddelerini filan zaten çoktan unuttu  ama bu YETMEZ AMA EVET'i  hiç unutmadı.  Kolay kolay geçeceğe de benzemiyor bu YAE nefreti.
Bir "günah keçisi" olarak  YAE,  bir boşalma unsuru olarak YAE...
"Yetmez ama evet  ihaneti!"  DAN DAN DAN!
Kaç kişidir ki bu YAE'ciler? Oylar içerisinde belki de % 1-2'lik bir kesimin mugalatası yapılıyor?
Sonra oy pusulasında ya Evet ya da Hayır vardı; "YAE" diye bir seçenek yoktu.  Ama kabak  Yetmez ama Evetçilere  patladı  iyi mi?  :)




7)  2017 Nisan Referandumu
        (Başkanlık Sistemi,
 600 milletvekili...)
Hoşgeldin  Başkanlık sistemi.  Kabulü ile Partili Cumhurbaşkanı.
MV seçilebilme yaşı: 18.  (25'ten 18'e düşürüldü.)  Askerlik hizmetini yapmış olma koşulu da aranmayacak.
Artık Adalet, İç İşleri ve Ulaştırma Bakanları seçimler öncesinde istifa etmiyor.
HSYK üye sayısı düşürüldü,  bazı özellikleri değiştirildi.
Askeri Yargıtay ve AYİM kaldırılarak yüksek mahkemelerin sayısı dörde düşürüldü.  Mevcut  Yüksek mahkemeler:
1) Yargıtay  2) Danıştay  3) Uyuşmazlık Mahkemesi  4) Anayasa Mahkemesi

  -> CB ve TBMM seçimleri  5 yılda bir,  aynı gün yapılır.
  -> TBMM'nin gensoru ve güven oylaması hakkı yok.
  -> Yürütme yetkisi + Başkomutan = CB  -> Bakanları ve yardımcılarını atar.
  -> Bakan + CB yardımcılarının  (eğer MV iseler)  Meclis üyelikleri sona erer.



 Güncel Yalanlar  ve  Yanılsamalar

 Güncel Yalanlar  ve  Yanılsamalar


Nedense  teröriste  "terörist"  diyen herkese  "komplo teorisyeni" diyen bir zihniyet çok sık karşılaşılır oldu son günlerde sosyal medyada. Bu da aslında pek çok arkadaşımızla temel ayrılık noktamız. Devlet düşmanlığı inadına çok haklı oldukları noktaları ve dahi mevzileri kaybettiler. İnatları uğruna kan akıtan siyasetlere ve küstahlıklara alkış tuttular.
Öldürülen Kürtse zalimlik, Türkse Arapsa "komplo teorisi"...
Böyle bir bakış.

Evet, son yıllarda okumuş-yazmış kesimde böyle bir yarılma yaşandı. "Kilis'e füze atılmış, insanlar ölmüş" diyorsun, "KOMPLO TEORİSİ" diyorlar ama teröristler öldürülünce  "katil T.C."  oluyor vesaire...

Hocalı Katliamı ile ilgili, coğrafyadaki geçmişten bugüne pek çok kanlı olay ile ilgili tek kelime edildiği de yok mesela,  zira katliamlar konusunda bile ayrımcılar.  T.C. devletinin yaptığı her şey kötü,  ABD gül çiçek dağıtıyor  ve  bu akan kanda neredeyse hiç mertebesinde payı var.  Anlayış bu olunca  "yerli ve milli"de  kenetlenmek de peşi sıra geliyor tabi...
Ve herkes birbirine ahlak dersi veriyor bu ülkede. Herkes haklı.  En haklı benim! kavgası.

Velhasıl pek çok arkadaşımızla yollarımız ayrıldı,  saygı ve sevgiden kaynaklı  "abi"  dediğimiz insanlar bir buz parçası gibi gözlerimizin önünde eridi.  Meğer bu insanların bu ülke, bu millet, insanlarımız, hatta insanlığa dair neredeyse hiçbir olumlu isteği yokmuş.

 CHP nereye koşuyor?


CHP:  Kafası karışık insanların kafası karışık partisi.  Hem "Atatürk'ün partisiyiz!"  deyip oylarını sırtlanır,  kendini "en bi Atatürkçü" görür  hem de ters kroşe yapar.  Yıllarca başkalarını takiyye  yapmakla suçlayanların, parti yönetimi ağırlıklı birkaç örneğine bakalım şimdi:

CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Zeynep Altıok Akatlı  ile başlayalım.



Hanımefendi, TBMM milletvekili odalarında standart düzende mevcut bulunan Atatürk fotoğrafını odasından indirmiş;  bunları aşmak gerekiyormuş artık.  Ama Ata'nın partisinde tepe yönetici!
"Sınırın iki yanındaki kahraman direniş"  filan...  Kafalar gidik.




"Çok yanlış bi partidesiniz belle hanım",  dedikten sonra gelelim dün  CHP İstanbul İl Başkanlığına getirilen  Canan Kaftancıoğlu'na.
Kendisi hakkında o kadar çok materyal vardı ki,  işin içinden çok uzun zaman çıkamayacağımı anlayınca,  sadece rastgele birkaçını buraya aktarmaya karar verdim sonunda.  Bakalım:



Sanane başka partiden?  Sanane başka partilerin aldığı oy oranından, hele ki başarısından?  (Bu kadın il başkanlığına oynayan bir yönetici)  Seviyorsan git söyle bence.




Başka partinin başkanını öven bir diğer CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Erdal Aksünger





İnsan kanından beslenen vampirler  ve  ölüseviciler.
Sizin gibiler ölen çocukları, gençleri  ve  Berkinleri ancak dilinize dolamak;  söylemlerinize siyasi sos, dekor olarak kullanmak için "elverişli ölüler" olarak görürsünüz.





Bu  "bizim"  kim oluyor acaba?
 (Konuşmasında sürekli olarak "biz/siz" diyenleri hiç sevmem)





Ermeni asıllı  CHP kadın milletvekili:  Selina Doğan
13 Mart 2016'da Ankara Güvenpark'taki bombalı saldırı sonrası yazıp sildiği tvit.  Hamfendi patlatılan insanlara değil, sadece patlatan teröriste yanıyor;  çünkü "o da bir insan":





Ankara Güvenpark'taki patlama sırasında  Sezgin Tanrıkulu  canlı yayında PKK kanalında.
Kendisi CHP'nin en güçlü adamı olarak görülüyor.  "Adeta ne derse o!" diyenleri yabana atmamak gerekir.






Aşağıda karışık bazı seçkiler sunuyorum.
CHP kurultayında  Risale  okuyan cemaatçi de var  (Kâzım Güleçyüz), kendi parti başkanından Twitter'da hesap soran yönetici de...
Mehmet Bekaroğlu vesaire...  Ayrıca Canan hanıma tekrar geri dönelim. Kendisi ilginç bir insan belli ki ve bir o kadar ilginç bir Ergenekon yorumu var:  "Virüsü gördüm!"
Canan hanım bazı açıklamalarında  "Atatürk'ün askeri değilim"  diyor,  bazı açıklamalarında ise bir anda yoldaşı oluveriyor!
Sevmiyorsan zorlama bence: Olmuyorsa zorlamayacaksın.








Bunu ayrıca büyük boyda koymak istedim. Hep söylediğim gibi, bu gibi kişiler İslam düşmanından çok Tanrı düşmanları. Tanrı'dan nefret eden, Tanrı ruhuyla savaşan, bunu da bir dolu parlak ışıltılı lafın gerisine sığıştıran nefret dolu kişiler.






Bir zamanlar  Ahmet Altan ve Taraf'a ağza alınmayacak hakaretler eden partililerin lideri bunları diyen.
Ama buradan da çıkartılması gereken dersler yok mu? Zamanında forum sitelerinde Ahmet Altan yazılarını paylaşanlara "FETOŞ FETOŞ" diyenler,  şimdi bu adamı kanatsız melek yapacaklar az kaldı.



KK'nın tek amacı onu kasetle oraya getirenlere yaranmak gibi duruyor.

"Kemal Kılıçdaroglu chpye tasfiye icin geldi,  gorevinde cok basarili o yuzden genel baskanligi birakmamak icon her seyi yapar"  demiş Twitter'da birisi.  (sobek)

Chp:  cemaatci veya kürtçü olup belediyelerden rant kovalayanlarin bulusma noktasi.
Bu ucune ilhan selcuklu, Ataturklu anlamlar yuklemeyin artik sene 2018 oldu.  (bkz)



"Yunan'a boş adacıklar için horozlanan Kılıçdaroğlu!  İstanbul CHP işgal edilmiş sen kılıcını çek de partini kurtar! Yoksa partin de sen de gidiyorsunuz! Sen evini süpür hele! Yapamayacaklarına değil, yapman gerekenlere odaklan yavrum!
Seçim kazanma ihtimalin yok da, seçime girme ihtimalin de kalmayacak! İşte bu tip horozlanmalara horozoşlaşma diyoruz!"
(Atila Demirkasımoğlu - 15 Ocak, Facebook)


"Cahiller CHP'ye oy vermez."  Bu da Anne sözü  :))
(Eklemelerim sürebilir)