Cananlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cananlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

 Ayelet Shaked  üzerine,  yeniden...


Fotoğrafını paylaştığım bu güzel kadının siyasetçi olduğuna inanmak istemezdim ama kendisi İsrail Parlementosu Knesset'te bir milletvekili. Adı: Ayelet Shaked. Birkaç yıl önce dikkat çeken açıklamalarını kendi blogumdaki şu yazılarımda paylaşmıştım:
İsrail-3 (Seçkiler)  ve  İSRAİL Çarkı.

Geçmişte yaptığı açıklamalarda, Gazze'ye ülkesinin yaptığı askeri operasyonlarda Filistinli annelerin ve çocuklarının ölümünü talihsiz bir durum olarak görmediğini, bilakis annelerin "küçük yılanlar" doğurduğu için öldürülmesi gerektiğini söylemişti.
Eklemek isterim ki kendisi Adalet Bakanı iken bunları söyledi.

Şimdilerde de  "İsrail olarak Kürt devletine ihtiyacımız var", "YPG'yi destekleyelim",  mazlum-ezilen Kürtlere destek olalım, uluslararası güçler Türkiye'ye müdahale etsin, gibi peş peşe açıklamalar yapıyor.  "Kürtlerin bağımsızlık arzusuna destek olmalıyız. Bunu hak ediyorlar" ,  "Türklerle savaşta kahraman Kürtlere başarılar diliyorum"  da dedi en son.  Zaten güncel haberlerde adını sıklıkla okuyoruz şu günlerde...

Demem o ki:  Irkçılık  ve nefret söylemini sıradanlaştırmış insanların, başkalarına "insan hakları" - "ilericilik" dersleri verme tiyatrosu devam ediyor. Ve Sümerler'den beri devam eden, Mezopotamya halklarına savaşarak kurtuluşlarını vaat etme yalanı her türlü dini ve din dışı sosa bandırılarak servis edilmeye hala devam etmekte... Mesela bunlar da siyasete inanmama ve siyasetçilere değer vermeme sebeplerimden biridir.

(Gerçi dürüstlüğünden dolayı tebrik etmek gerekir bu kadını. En azından yıllardır PKK ve bölgedeki bazı terör unsurlarına kesintisiz destek verip, sonradan kameralar önünde dostluk-kardeşlik-işbirliği edebiyatı yapan yavşaklardan değilmiş. "Özgürlüğü hak edip etmediklerini karar verme mercisi olarak kendisini görmesi  (ve aslında Kürtleri aşağılamasından da) ayrı bir kibir yazısı çıkar.  Siyasetçilerin genel olarak dininin aynı olduğunu bir kez daha hatırlatmış oldu bize özetle.)


 Kızların Sorunu Ne?  (3)

Bu ülkedeki kadınlara kalsa kadınlık hepten sallantıdaydı. Neyse ki bir şekilde hukuk devletiyiz.

İki gündür geceleri biraz Twitter'da geziniyorum. Özellikle kadına şiddet, dayak konularında denk geldiğim materyaller beyin yakıyor.

Mentalite şu:  Kadın evli değilse ve ünlü-ünsüzse; dayak yediğinde kınanmaz, ayıplanmaz, Kadından (veya Aileden) Sorumlu Devlet Bakanı konu hakkında zinhar açıklama yap(a)maz.

(Erkektir, canı isterse pencereden de fırlatır atar, kaburgalarını da kırar... Evli değilsen mahkemeye gidemezsin.)

Soru:  Neden hep sapla samanı karıştırıyoruz acaba biz?

"Aile Bakanı evli olmayan bir kadın darp edildi diye mağduru arayıp “Geçmiş olsun” der mi!" şeklinde bi tepki tviti okudum az önce ve bunu yazan bir kadındı.

Söyleyeceklerim bu kadar. Zaten özellikle kadınlar tarafından yayılan ve paylaşılan materyaller beyin hasarının boyutunu ortaya seriyor.

Allah hepinizi kocalarınızla bir yastıkta kocatsın!  (Amin)


 Basiretsizlik  ve  Lakaytlık  sıradanlaşırsa


Türk genci kütüphanede nasıl davranılacağını bilmiyor.
Blog yazılarına başladığım 2009'dan beri döne döne değindiğim bir konu bu malum. Belki 10 kere uzun uzun yazmışımdır bu konuda. Aradan geçen yaklaşık 10 yılın sonunda ufak bir ümit, evet belki küçük bir gelişim olmuştur diye bir şansımı deneyeyim dedim dün.

Ve Salı sabahı erkenden bir kütüphaneye gittim.
Dan dan dan!  Flaş gelişme!
Çok şükür bir değeri daha olduğu gibi koruyor ve yaşatıyor sevgili halkımız. Değişen, gelişen hiçbir şey yok yani.

Sohbet eden, gülüşen, kıkırdaşan...  "Aşkım..." diye başlayıp bitmeyen cümleler kuran, izlediği videoları anlatan... Hepsi var burada. Kütüphane  = (eşittir)  Sohbet yeri.  Nokta.

(Bu arada bulunduğum kütüphanenin hemen karşısına çok hoş bir cafe ve park alanı yapmışlar. Açık ve kapalı alanları oldukça geniş. Güzel bir çevre düzenlemesi, bir havuzu var, içecekler ve menü de güzel. Fiyatlar da normale göre oldukça makul. Ayrıca ücretsiz oturmak için masalar da var, belediye böyle bir imkan da sunmuş kütüphaneye gelenler için. Ama gel gör ki Türk genci sohbeti mümkünse kütüphanede ister! Çünkü kütüphanede yapılan sohbetlerin tadı başkadır. Özellikle bu genç kızlar neden okuyor,  kendileri anlayabiliyor mu acaba?)


Yazılarımı takip edenler bilir,  ben cinsiyet eşitliğine filan karşı biriyim.  Okulla, okumakla alakası olmayan insanlar zorunlu öğretimle nereye sürükleniyor?  Kendilerine ve topluma bu yolla ne kazandırılıyor?
Halbuki otursun dizisini izlesin, magazinlerini doya doya seyretsin, evlenip evinin kadını olsun ve çocuk yetiştirsin. Ama çocuklarını iyi ve mutlu yetiştirsin. (Tabi bu olmaz zira komşu günleri, sabah programları, kahve içmeye gitmeler, gezme-tozmalar, televizyonda izlenecekler, sonra adam akşama yemek bekler falan derken çocuklara ayırmaya zamanı yoktur Türk ev kadınının.)


Bu arada AVM, park, otobüs durağı, kütüphane fark etmez; öpüşen türbanlı liseliler artık her yerde. Dış dünyada kafamızı neredeyse her çevirişimizde bir türbanlı liseli ve erkek arkadaşına denk gelmek özellikle büyük şehirlerde sıradanlaşır oldu. Bundan da rahatsız olduğumu söyleyemeyeceğim;  hayat normalleşiyor demektir.

Benim meselem  KÜTÜPHANEDE  çene çalan ve yiyişen tiplerle!
Git dışarıda ne yapacaksan yap iki ayaklı hayvan kopyası kardeşim. Ama sen de haklısın,  öküzlük bunu gerektirir zira...
Neredeyse tamamen dolu bir kütüphanede sen hiç utanmadan bir başla ve kesintisiz 15 dakika konuş konuş konuş, ama bizim tek 1 uyarı verme hakkımız çok görülsün!

Neyse ki aslanım, canım güvenlik görevlisi (yiyişen çifte değil ama) denk geldiği bir başka çirkefe sert çıkıp uyardı da az sükunet bulduk içeride.

YAŞA BE  güvenlik görevlisi!  Böyle örnek bir görevli de nadir bulunur doğrusu.  "Neyse ki bitti"  derken...
Ortaokul ve temel öğretim çıkış saatinde gelenlerle gürültü kısa sürede tekrar o kadar arttı ki  sonunda adam çileden çıktı:
"Anneler sırf çocuklar başımdan gitsin diye buraya atıyorlar ama hak yeniyor!  Burada gerçekten gelip ders çalışanlar, kitap okuyanlar var."

Kim düşünür kitap okuyanları be güvenlik görevlisi?
Hem Türk milleti kitap filan okumaz, en fazla ders çalışmak için gelir kütüphaneye. Üstelik biz zaten her şeyi biliyoruz. Kitap mitap, bunlar hep Batılıların kumpasları!

Neyse ki şu ömrümde çene ishali olmuşlara karşı en azından bir tepki duymuş ve bizzat şahit olmuş oldum reel hayatımda ya artık ölsem de gam yemem değerli okurlarım. Kısa günün en değerlisi de buydu benim için.


 Demet  Akalın  ve  Obsesyon/Takıntı Problemi

Selamlar millet. Uzuuuun, upuzun bir aradan sonra tekrar geri döndüm ve yine pek mühim bir mevzu ile karşınızdayım. Bugünki konumuz:  Bir ünlü ve koyu takıntıları.

Daha önce bazı yazılarımda dediğim gibi  Türkiye'de öyle bazı konular ve kişiler vardır ki,  ne kadar ısrarla Gündem'den Magazin'den kaçmaya çalışırsanız çalışın, onlardan kaçamazsınız.  İlla ki gelip bir yerde sizi sobeler-ler.  Popüler kültürde bıkkınlık duygusunu oluşturanlardan biri de malumunuz  Demet Akalın.

O derece ki,  benim gibi magazin programlarını izlemeyen, hatta evdeki televizyonu senede 1 kez açmadığı için başkasına veren biri bile bu kadından sürekli haberdar olmak zorunda bırakılabiliyor.  Peki hangi yollarla?
Mesela bir misafirliğe veya bir arkadaşınızın evine laflamaya gidiyorsunuz,  tv açılıyor ve hooop dakka bir gol bir:
(YİNE)  1)Yavşar.  2)Dakalın!  DAN DAN DAN!
Bunlardan zaten kaçış yok. Fakat ikincisinde yıllardır süren sakat bir durum söz konusu ve bunun üzerinde biraz laflayalım bugün.


Koyu Takıntılar  ve  Aşk
Demet Akalın'ın yıllar önce İbrahim Kutluay ile kısa soluklu diyemeyeceğimiz bir ilişkisi olmuş, evlenecekler filan derken ayrılmışlardı.  Genç basketbol oyunucusu terk etti de dendi.  Tabii ne nedir aslını bilemiyoruz çünkü olayın erkek tarafı  ne o gün
ne de sonra  ilişki hakkında konuştu.
Tek ve hiç durmadan konuşan: Kadın.
15 sene önceki bir mevzu bu,  dikkatinizi çekerim.

Sonrasını yaşı tutanlar olarak biliyorsunuz zaten:
Erkek başka bir kadınla çıkmaya başladı, Akalın çıldırdı! Durmadan kameralara kustu.  Ağladığı da oldu.
(Tam o zamanlarda sporcu sevgilisi tarafından terk edilmiş bir diğer ünlü manken Gizem Özdilli ile beraber sürekli Televole'lerdeydiler)
Bir süre sonra İbrahim Kutluay ile Demet Şener evlendi. Akalın bunu asla kabullenemedi. Adamın ilk çocuğu doğdu, Akalın hala ilişkileri hakkında ve diğer kadının müstakbel eş adayını çaldığı üzerine konuşuyor...
Yıllar içerisinde kendisinin hayatında da ilişkileri ve evlilikleri oldu,  ama eski sevgili hakkında durmadan konuşmaktan hiç vazgeçmedi.
Derken adamın ikinci çocuğu da doğdu. Yıllar birbirini kovaladı, zaman su gibi aktı ve o doğan çocuklar ergenliğe yaklaştı. Bu arada Demet Akalın da anne oldu, Hira adını verdiği bir kız bebek dünyaya getirdi. Fakat ne hikmetse hala eski sevgili muhabbeti ve "diğer kadın erkeğimi elimden aldı"  heyheylenmeleri sürüyor.
Velhasıl gerçek bir sabır testine dönüştü bu taciz hali.


Şimdi burada görünen şu ki adam belli, kafasında tamamen silmiş.  KAPATMIŞ.  Demet Akalın yıllardan beri durmadan ve hala ayrılıkları hakkında göndermeler yapsa da; 1 kez olsun ağzından laf çıkmamış.  Eğer İbrahim Kutluay kızgınlıktan konuşmuyor olsaydı mutlaka bir yerde patlar, ya ters konuşur ya dava açardı. Fakat adam tamamen silmiş ve kapatmış o defteri. Adını bile anmıyor. Belli ki kafalı ve inatçı bi tip.



(Pek mühim kronolojik ilişki akışımıza devam edelim)
Biliyorsunuz İbrahim Kutluay-Demet Şener çifti 2018 başlarında aldatma gerekçesi ile resmen boşandı. (Bilmemek ne mümkün zaten! Bu sağanak yağış şeklindeki magazin hali tam bir "No way out!" ruhu ile sıkışmışlık yaratıyor.  Neyse...  Konumuza dönelim.)
Boşanma sürecinde adamın karısı bir açıklama yaptıysa, D.Akalın da  "en az"  1 açıklama yaptı.  Kim kimden boşanıyor belli olmadı sanki. Sonunda çevredeki magazinciler sayesinde öğrendik ki  Demet Akalın'ın kendi evliliği de bu hafta itibariyle bitmiş-miş.


Şaşırdığımı söyleyemeyeceğim zira o evlilik devam etseydi bana göre büyük bir soru işareti olurdu.  (Gerçi akçeli işler ve haciz mevzuları yüzünden ayrılmışlar. Ama burada ben işin "takıntı" tarafında olduğumdan,  o boyutu benim ilgimi çekmiyor ve geçiyorum.)
  Yani diyorum ki bir kadın; yanında nikahlı kocası, kucağında bebeği,  uzatılan mikrofonlara hala eski sevgilisi hakkında konuşuyor!  Kendisi konuşmuyorsa illa geçmişten bir kız arkadaşı çıkıp boşluğu dolduruyor zaten. 15 senelik mevzu bu yahu!  Bunun kamera önü böyleyse; ev hali, arkadaş muhabbetleri filan nasıldır bence tam zıvanadan çıkmalık.  Adamın kendi evinde kendisinden çok kadının eski ilişkisi konuşuluyor!  Magazin ordusu da durmadan bunu işleyip duruyor.  Bu nasıl iş?
Kadın ya da erkek,  kimse böyle bir saçmalığı çekmesin zaten.  Sen eşini geçmişiyle kabul etme olgunluğunu göster;  fakat o geçmişine bir türlü sünger çekemesin, hep başka bir erkek/kadın için savaşsın.


(D.Akalın'ın arkadaşlarının Demet Şener salvolarına girmiyorum bile... Pop kültürde 15 yıl öncesinin ayrılışının suyunun suyunu konuşacak kadar kısır bir saçmalık halinde debeleniyoruz. Yani benim kısacık misafirliklerde denk geldiğim bunlarsa, bu "aptal kutusu" televizyona fazla dozda maruz kalanların hali kim bilir nicedir?
Daha kendisinin yaptığı "Hayır hayır bi kerem! Bu yaz en çok benim albüm sattı, benimki çaldı, benimki gazladı, zaten EN EN EN benim, haddinizi bilin bre!" çıkışlarına hiç girmedim bile. Hande Yener sataşmalarına da... Ayrıca bu kadın ünlüde sanırım "fare"lere karşı da bir takıntı var, adını duyunca hemen zıplıyor.)



Daha fazla uzatmadan reçetemizi yazalım hemen.
Öyle ya! Canımızı durmadan sıkan ve çeneleriyle bıktıranlara karşı, kendi çöplüğümüzdeki bir iki lafımız da çok görülmesin artık. Evet, yazıp yazıp internetin dehlizlerine yollamaya devam.

Bu örnekteki kadının önünde iki yol var:
    a) Bir uzmana gidip obsesyon tedavisi almak.
Güçlü takıntıları ve kökenlerini anlayıp kafasında kapatması konusunda anlamlı yol kat ettikten sonra yeni bir ilişkiye başlamak.
   b) Takıntılarıyla yaşamayı seçip hayat boyu böyle devam etmek  (mümkünse evlenmeden)  (tabi bir de her tetiklendiğinde zıplayıp açıklama yapmasa ve mahalle kavgası modunda yürümese ünlü işlerimiz...diyeceğim ama bu olmaz işte,  bize yakışmaz bu vakar.)

    Yok illa geçmişten intikam almak istiyorsa da bunu ancak mutlu bir evlilikle veya mutlu bir ünlü olarak, geçmişteki adamı/ilişkiyi unutarak yapabilir.


Sonuç itibariyle çevremdeki insanların güncel muhabbet konularından birisi olmaya devam edecek.
Bize de yazık yahu! Hele benim gibi çevresi takıntılı tiplerle çevrili biri için hep beraber üstüme üstüme gelip delirtmek mi sizin niyetiniz?   :(


   ŞEYTAN TÜYÜ  VAR SENDE


Bugün size yeni okuduğum bir kitabı tanıtacağım.
Bir arkadaşım sayesinde yazarın adını  (Seda Diker)  öğrendim. Anlatacağım derlemesini okuduktan sonra   Duygu Simyacısı gibi birkaç kitabını daha aldım.   Blog çalışmamda bu tarz yayınlardan da bahsetmek istiyorum arada.

Şeytan Tüyü Var Sende,   ilişkiler  ve   kendi iç yolculuğumuz üzerine...  Okunması kolay,  ama amacı itibariyle o kadar da basit olmayan bir kitap.   Yani hem bir plaj kitabı gibi hem de tam değil gibi  :)

Hoşlandığın insan ve kendinde  ilişkilere dair duyguları oluşturmak ve yönetmek, bu esnada zıt duyguların birbirleriyle savaşı üzerine;   çeşitli diyaloglar,  Gamze ve Mert  başta olmak üzere çeşitli çiftlerin ilişkileri,   Catherine  adlı bir kadının tuhaf cinsel macerası,  yazarın kendi kocası  (demirbaş) "Ömer"  ile yaşadıkları arasına serpiştirilmiş bazı önerileri,  flörtün üç seviyesi  ve danışmanla sohbet bölümleri gibi daldan dala atlanarak işlenmiş bir kitap.
Tasvir işi bana göre olmadığından, çeşitli alıntılar yapacağım burada.




«Acı çekmek korkulacak bir şey değildir Cathy. Eğer bundan korkarsan, ömür boyu başını kuma gömer, asla özgürleşemezsin. Hatta kimseyi sevemezsin. (...)
Bir ruh acı çekerken parçalanmaz Cathy. O acının içindeyken yapayalnız bırakıldığında olur bu. Kendisine bencilce ya da umursamazca davranıldığında olur.»

"Hıçkıra hıçkıra ağlıyor,  annesi babasıyla yaşadığı problemler,  (eski eşi ile yaşadıkları sırasında)  katlandığı davranışlar  bir bir  aklına düşüyordu.
Yok sayılmıştı. Bencilce davranılmıştı. Hep kendisinden güçlü olması, fedakârlık yapması beklenmişti.  Duyguları zaten hiç görülmemişti.  İnsanlar onu işlerine geldiği gibi görmeye alışmışlar, böylece Catherine gerçek varlığını güçlü savunma mekanizmalarının ardına saklamıştı.  Görülmüyordu, ama hiç olmazsa acı da çekmiyordu."       (Acıdan Kaçmak Esarettir)


«Etrafına görünmez duvar ören insanlar --> Duvarlarını yıkıp içeri girebilecek türdeki tacizci, ısrarcı, duygusal şantajcı, cinsellikte sert ve zorlayıcı tiplere  ya da  çok zayıf, kendiliğinden gelmeyen, duvarı yıkmaya gücü olmayan, kararlılık gösteremeyen, uzanıp kendilerinin alması gereken insanlara âşık olurlar.»





(Kalabalıklar içinde yalnızlık
-->)















_Hayal de kurmayacaksın.  Gelecekte olmasını istediğin şeyleri değil, sadece yaşadıklarınızı hayal edebilirsin. Yeniden yaşayabilir, duygusunu hatırlayabilirsin.  Ama hepsi bu kadar.
(Kim daha çok hayal kurarsa,  o daha çok duygu hissetmeye başlar.)


_Erkek de kadını beklentiye bilerek ve isteyerek sokup, sonra onu gerçekleştirmediğinde haksız olur.   O kadına manevi olarak borçlanır.
Daha sonra vebalini ödemek zorunda kalır.


_Acıyı kısa, az ve öz yaşayarak, olumsuz duygunun içine saplanıp kalmadan,  depresyona girmeden kendimizi özgürleştirebiliriz.

_Korku hissinin zıt kutbu güvendir.  Korku esareti getirir,  güven ise özgürlük kapısını açar.





-Gamze ile Mert arası sohbetlerden-




Eğer birisini kafana takıp hedef haline getirirsen,  hırsın enerjini o kişiye kaptırmana neden olur.  Bu defa merkez  o  olur.
Bir kişiye; öfke, suçlama, yoğun kırgınlık hissettiğinde, yaşam enerjini ona kaptırırsın. Tepki göstermeyi, içsel olarak karşı çıkmayı kalben bitirmek zorundasın.


_Topluluklar, liderlik vasfı ve kendilerinde duygu oluşturma yeteneği olanla sevgi bağı kurar.   Ne yapsa da onu daha kolay affedecektir.   (#Siyaset)


"Dış dünyanın olaylarına kendini çok fazla kaptırırsan, duygularına çok fazla saplanırsan, orada esir düşersin."





Hoşlandığın Kişinin Yatakta
Nasıl Bir Sevgili Olduğunu Anlamak

(Çekim kalitesindeki kötü oluş nedeniyle peşinen özür dilerim)


_Her ilişki, kişiye kendini gösteren bir ayna değil miydi?

_"Aşk sadece erkeğin değil,  kadının da yakalayamadığı bir şeydi."





Sınır Çizmek,  Hayır Diyebilmek

(Yazar özetle diyor ki)    Hayır derken dürüst ol.  Yalan bahaneler uydurma.
  1. Hayır diyeceğin kişiyle köprü kur,  hemfikir olduğun bir konu veya ortak bir duygunuz üzerinden.

  2. "Ama"  kelimesini açarak,  dürüst ve samimiyetle,  kırılmadan söyle.

  3. Belki gelecek için bir havuç ver.





«Anlamadıkları şey, bir kadının sadece hormonları yüzünden sevişmek ihtiyacı olmadığı. Ben bir süre sonra asla düzgün bir ilişki kurmayı düşünmeyeceğim birine,  sırf seks yaptık diye bağlanabilirim. Onlar (Erkekler) bağlanmıyor, ama bizim hormonlarımız buna ters.»       (bağ kurmak için yeterince duygu oluşmuş olmalı)


...
Flört etmeyi bilmedikleri için, ne yazık ki yakınlaşmak istediklerinde sadece yatak odası ve seks akıllarına geliyor.  Oysaki duygu üretebilmek için,  doğru bir flört evresini uzun uzun yaşayarak birbirlerini tanımaları gerekiyor.

Flört,  birbirine hayat enerjisi geçirmek demektir.  Doğru diyalog kurmaktan ibarettir.  Zeka ister, espri yeteneği ve yüksek bir hayat enerjisi gerektirir. Hakiki flörtte, kadın ile erkek birbirini tanır.  Bağlanmadan, sonradan acı çekmek zorunda kalmadan  doğru kişi olup olmadığının ayrımına varır.  Yatağa girmeden, hoşlandığı kişinin cinsellikte nasıl bir partner olduğunu anlayabilir.  Yani flört ederek  ilişkiyi aşka götüren duyguları oluşturuyoruz.


"Kadının ilişkide duygulara ihtiyacı vardır. Duygusu oluşmazsa sıkılır, çeker gider.  Bir erkek gibi bakamaz ne yazık ki!"



(Asla yaşamak istemeyeceğim bir hal)
"Kocasının bedeni yanında,  ruhu uzaklardaydı."
(Resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.  Çekim kalitesinden ötürü peşinen özür dilerim.)











Maske takmak,  gerçek yakınlık duygusunu kaybetmek demektir. Kalbindeki en gizli gerçekleri itiraf edememek, duygularının bir kısmını saklayıp göstermemek, güçlüymüş gibi yapmak, bazı ihtiyaçlarını söyleyememek demektir.  Maskeler, sevdiklerinle aranda görünmez  kalın duvarlar örer. Seni ulaşılmaz kılar.  Sevdiklerinle arana koyduğun bütün mesafeler,  bilinçaltındaki korkuların yüzündendir.
İlişkilerini etkileyen en temel kök korkular:  Değersizlik hissi, kaybetme korkusu, ..., yüzleşme korkusu, yetersizlik ve başarısızlık korkusu, ölüm/yaşam korkusudur.

Maskeleri çıkartmanın en önemli kuralı, önceden tek başınıza topraklanmaktır. (Boğazında düğümlenme oluyorsa ya da söyleyecek söz bulamıyorsan,  bir yastık alıp içine derin bir nefes çekerek ağzını bu yastıkla kapat. Sonra avazın çıktığı kadar bağır. Yastık, sesini bastırarak başkalarının seni duymasını engellemek içindir. Tüm bunları yazarak da yapabilirsin. Topraklanma sonrası,  en derinde neye kabul veremediğini bulmalısın.)

Sonrasında varsayımları gerçekmiş gibi söylememek.  Ve kalpten konuşma yapabilmek. Suçlayıcı bir dil kullanmaktansa kendi hislerini anlat. Topraklanmadan, öfkeyle, doğru zamanı beklemeden, suçlayıcı tavırlarla konuşmalar olmamalı. Dürüst ol. Karşıdakinden şikayet gelirse bununla yüzleşebilmeli,  gerekirse özür dileyip değişmeyi göze almalısın.
Duygularınızı yargılamamalı,  koşulsuz kabul vermelisin.




«Toplumumuzun yapısını değiştirebilmek için, ortalara çıkıp isyan etmekten çok daha etkili bir başka yöntem var;  kendimizi değiştirmek.
Mutluluğu ve gerçek aşkı yakalayabilmek için, öncelikle kendimizi değiştirmeliyiz. Bu değişim kökten ve ruhtan,  hatta bilinçaltımızdan olmalı.»






Yetiştirme Hataları-Erkekler için  
(Sadece 1. ve 3. maddeleri derledim)
Yetiştirme Hataları-Kadınlar için
 
"Prenses psikolojisiyle yetiştirmek"



















"Birini sevmemeye çalışmak,  sevmekten çok daha zordu."

_Yaşadığımız her şeyi kalpten  ve  sevgiyle yaşamalıyız.
_Ne yazık ki sevmeyi değil savaşmayı, güç göstermeyi, korktuğumuz gücü bastırmayı,  kontrol etmeyi hedefliyoruz.
Üstelik bunu sadece erkekler yapmıyor.
_Güçlü görünen karakterler  kolayca herkese sevgi, aşk, heyecan hissedemezler.




NOT:  Yazarın  Türk Erkekleri  ile ilgili söylediklerini ben yıllar önce, 2009'daki bir blog yazımda yazmışım.  Linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.



  _“Duyguların patronu kadındır.”
Duygularının manyetik alan üzerindeki gücü, düşüncelerine göre çok daha güçlüdür.  Kendiliğinden onları başlatabilir, hissedip hissetirebilir. Erkeğin ise mantığı duygularını değiştirebilir,  dizginleyebilir,  kolayca bastırabilir.
Düzgün bir ilişki kuracaksan,  sen kadın olarak duygu uyandırmalı, oluşturmalı  ve  seçtiğin erkeğin senin için harekete geçmesini,  avcı olmasını, ortak bir geleceği planlamasını sağlamalısın.

_Hoşlandığın kişinin pozitif yanlarını bulacak  ve onları sesli olarak,  duygularını geçirerek takdir edeceksin.  Onun yanında varlığını güçlü tutacaksın.   Aklın başka yerde olmayacak, iş/oyun düşünmeyeceksin, telefonunu kurcalamayacaksın,  zihnini dağıtmayacaksın.   Karşılıklı duygu ve tepkileri göz teması  ile  takip edeceksin.

_Cinsel enerjinle, herkesle ve hayatla flört ederken;  sadece takdir etmek ve duygu geçirerek hayat enerjisi aşılamayı kullanacağız.  Ama hayal kurdurmayı sadece hoşlandığımız kişiye yapacağız.








Manyetik Alan:
_Kendi hayat enerjisini artırıp başkalarına da aşılayabilen kişiler, gerçek bir çekim merkezi haline gelirler.





_Acının zıt kutbu haz olduğu için,  acı çektirmeyi pek çok kişi deniyor. Ama eğer bir erkek kadınının gözlerinin içine bakamazsa; ona hissettirdiği duyguların içinde şefkat, güven, sevgi, mutluluk yer almaz da sadece aşağılama, can acıtma, cezalandırma olursa,  bu kadına iyi gelmez.
(Yazar,  olumsuz duygu kutbuna girildiğinde hayat enerjisini kaptırmamak için önce  'topraklanma',  sonra kalpten konuşmayı öneriyor.  Bu arada kitap Aralık 2015'te basılmış.)


_"Pek çok erkeği korkutabilecek güçlü bir görüntüsü vardı.
(Bu yüzden) kendisine daha sert ve acımasız davranılıyordu."

_"Âşık bir kadın asla zarar veremez. Asla savaşmaz. Sevdiğinin aleyhine davranamaz."







_Olumlu tepkiler alamazsan  ->   Ondan uzaklaşarak zaman tanı.
Eğer bu zaman içinde sana dönmüyor,  iletişim kurmuyorsa;  o zaman onunla konuşabilir, uygun bir şekilde bitirmek ya da devam etmek için fikrini sorabilirsin.   Red alırsan,  ondan kolayca vazgeçebilmelisin.

_Dolaylı olarak verilmiş mesajlara sadece dolaylı  ya da  altyazıyla cevap verilir.

_Egomuzun savunmaları:  Öfkemize yenik düşmek, laf sokmak, can acıtmak, görmek istemediklerimizden kaçmak, küsmek, aşağılamak, yargılamak, sevmeyi reddetmek.
(Yazar, egonun taktiklerinden uzaklaşmadığımız müddetçe mutluluğu bulamayacağımızı söylüyor.)




1. seviyede flört eden kadın:  Hoşlandığı kişinin duygularına hâkimiyet kurmak ister.  Erkek ise göz koyduğu kadına cinsel ve maddi anlamda hâkimiyet peşindedir,  hayat başarısını böyle ölçer.  Bu tip erkekler sevişirken kalplerini açmaz ve kadına yalnızlık hissettirir,  diyor yazar.

      _"Onun için saçımı sürürge ettim, ne istiyorsa kabul ettim"  ->  duygusal
şantaj
      _"Ona para verdim"  ->  Rüşvet


2. seviye flört:  Artık yanlış bir ilişki ya da sevgili adayından acı çekmeksizin vazgeçebilir haldedir.

2. seviyedeki erkek anlamıştır ki,  ilişkiler özgürlüğünü kısıtlamak için değil, kendisini ruhen ve erkeklik açısından geliştirmek ve olgunlaştırmak için vardır.

3. seviyedeki erkek:   Bazı erkekler sevmeyi bilirler.






(İlişkilerde DUA örneği)

"Anlamıyorum! Bana ne öğretmeye çalışıyorsun, anlamıyorum!  Lütfen 5 yaşındaki çocuğa öğretir gibi öğret.  Daha açık ol bana.  Net ol. Lütfen!"

"Tüm olumsuz duygularının temelinde,  Yaradan'ın kendi içindeki varlığını hissedememen yatıyor.  Her korkunun temelinde, Yaradan'a olan güvensizliğin yatar."

Hayal  -->  "Tüm bu güzellikleri yeniden ve devamıyla yaşamaya hazırım."