Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

 Canımı sıkan şeyler


Son günlerde canımı sıkan, beni rahatsız eden ve buraya da not düşmek istediğim birkaç şey hakkında...
  • Duyduğunu ve okuduğunu anlamayan bir toplum olduğumuzu biliyorum; ama bol diplomalı, okumuş etmiş, (toplumu küçümseyen) insanların bu kadar topluma benzemesine hala alışamıyorum.
    Bu aptallık ve zeka yoksunluğu bizi kemiriyor.

  • Bir adım atıp yakınlaşıp sonra geri çekilen, dengesiz tipleri hiçbir insan ilişkisinde tolere edemiyorum.
    Bir adım ileri, iki adım geri:  Bu bana uymaz dostum!

  • Gelin bir troll çalışması yapalım:
    Üniversiteler çiftliktir ve sulandırılarak değer kaybına uğratılacaklardır.

    (Nihat Hatipoğlu  görev başında - Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü'nde)


  • YouTube, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi ile ilgili yüklenen bütün kanlı görüntüleri, hepsini  Şiddet içeriği veya yaşa uygun değil  "violent or graphic content" diye silip hesapları askıya alıyor.

    Başka hesaplardan indirip aynı videoları paylaşanlar oluyor ama o videolar ve hesapları da silinecek ve kapatılacak. Darbe gecesi ile ilgili şiddet içerikli hiçbir şey paylaşmayacağız, tamam. Küfürleri de bip'ledik diyelim... Yahu ne diyeceğiz;  şeker mi dağıtmaya çıktı bunlar köprüye ne diyelim?


  • Bir soru:
    İsmet Özel  peygamber mi?
    "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."


  • Üfürükçüler, falcılar ve cinci hocalar diyarı mübarek...
    (2019 senesi açılışında gündemdeki olaylı-polisiye Palu ailesi üzerine)


  • Yılmaz Özdil Atatürk tüccarlığına doymuyor.

    Yıllarca Türk medyasını hiç okumamış, hep yabancı yayınları takip etmiş biri olarak, ilk kez bu adam ve yazılarıyla karşılaştığımda bunu ŞAKA  sanmıştım, biri beni işletmeye çalışıyor diye düşünmüştüm meğerse gerçekmiş! İşte "Halkımız cahil!!" diye nanik çekenler ve onlar için market raflarında yerini almış sıcak sıcak kıtırlar...

    Yeter mi? Yetmez, bu kadar enayi varken ver ekoyu... "Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarları Yılmaz Özdil'in ‘tamamı elle ciltlenen'  Mustafa Kemal kitabının 2 bin 500 liraya satılacağını duyurdu."
    Hadi afiyet olsun kerizler!  İşte bunlar hep putperestlik!
    (Din adına milleti soyanlar  vs  Atatürk ayağına soyanlar)

  • Ayda 2 kez annesine ev temizliğinde esaslı yardım etse kilo sorununu çözebilecek insanlar, durmadan Diyetisyene gidip ve açlık çekerek, kilo verme değil ama "para harcama" metoduyla rahatlıyorlar. Buraya kadarı benim canımı sıkmaz, kişisel tercihtir, normaldir. Ama bu diyet mevzusu durmadan konuşulunca (tartıda zayıflama diye bişey de ortada yoksa)  zamanla bayıyor.

  • Evet, benim de bazı ön yargılarım var. Mesela sosyal medyada magazin paylaşımı yapan,  hele "bağzı" çok popüler şahsiyetleri, onların aşklarını, eski eşlerini, yeni sevgililerini filan paylaşan tipleri genelde siliyorum; eğer arada özel bir muhabbet oluşmamışsa bu böyle. Zaten yeterince magazin konuşulan ve illaki o "bağzı" pop tipleri sevmeniz gereken bir ülkede yaşıyoruz diye düşünüyorum. Tek tipçilik ünlüler konusunda da kendini net hissettiriyor. İllaki herkes o BAĞZI'larını sevmeli, şarkılarına/programlarına/ağızlarını yaya yaya yaptıkları konuşmalara/ilişki durumlarına tav olmalı!  Üstüne bide sosyal medyada çekemiyorum.


 Ayelet Shaked  üzerine,  yeniden...


Fotoğrafını paylaştığım bu güzel kadının siyasetçi olduğuna inanmak istemezdim ama kendisi İsrail Parlementosu Knesset'te bir milletvekili. Adı: Ayelet Shaked. Birkaç yıl önce dikkat çeken açıklamalarını kendi blogumdaki şu yazılarımda paylaşmıştım:
İsrail-3 (Seçkiler)  ve  İSRAİL Çarkı.

Geçmişte yaptığı açıklamalarda, Gazze'ye ülkesinin yaptığı askeri operasyonlarda Filistinli annelerin ve çocuklarının ölümünü talihsiz bir durum olarak görmediğini, bilakis annelerin "küçük yılanlar" doğurduğu için öldürülmesi gerektiğini söylemişti.
Eklemek isterim ki kendisi Adalet Bakanı iken bunları söyledi.

Şimdilerde de  "İsrail olarak Kürt devletine ihtiyacımız var", "YPG'yi destekleyelim",  mazlum-ezilen Kürtlere destek olalım, uluslararası güçler Türkiye'ye müdahale etsin, gibi peş peşe açıklamalar yapıyor.  "Kürtlerin bağımsızlık arzusuna destek olmalıyız. Bunu hak ediyorlar" ,  "Türklerle savaşta kahraman Kürtlere başarılar diliyorum"  da dedi en son.  Zaten güncel haberlerde adını sıklıkla okuyoruz şu günlerde...

Demem o ki:  Irkçılık  ve nefret söylemini sıradanlaştırmış insanların, başkalarına "insan hakları" - "ilericilik" dersleri verme tiyatrosu devam ediyor. Ve Sümerler'den beri devam eden, Mezopotamya halklarına savaşarak kurtuluşlarını vaat etme yalanı her türlü dini ve din dışı sosa bandırılarak servis edilmeye hala devam etmekte... Mesela bunlar da siyasete inanmama ve siyasetçilere değer vermeme sebeplerimden biridir.

(Gerçi dürüstlüğünden dolayı tebrik etmek gerekir bu kadını. En azından yıllardır PKK ve bölgedeki bazı terör unsurlarına kesintisiz destek verip, sonradan kameralar önünde dostluk-kardeşlik-işbirliği edebiyatı yapan yavşaklardan değilmiş. "Özgürlüğü hak edip etmediklerini karar verme mercisi olarak kendisini görmesi  (ve aslında Kürtleri aşağılamasından da) ayrı bir kibir yazısı çıkar.  Siyasetçilerin genel olarak dininin aynı olduğunu bir kez daha hatırlatmış oldu bize özetle.)


 Atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra...


HACETTEPE Üniversitesi'nde 100 milyon dolarlık yolsuzluk!

Bu sene Nisan başlarında şöyle bir haber geçti:
Hacettepe Teknokent'te 100 milyon dolarlık yolsuzluk yapıldığı tespit edilmiş,  eski rektör Murat Tuncer FETÖ soruşturmasından gözaltına alınmış.

FETÖ kısmını ve adı geçen rektörün bağlarını bilemem ama bu üniversitede uzun zamandır dönen tuhaf işlerle  az para yenmediğini,
-baktığını görebiliyor olmak kaydıyla-  okula birkaç kere gidip gelmiş herhangi birisi bile fark ederdi.  Ben kendi blogumda yazmışım bunları taaa 2010'da!


O zamanki rektör (Uğur Erdener) her sene en az iki kere,  kimsenin yürümediği  kampüs girişi  2 kilometrelik yokuşa muazzam kaldırım taşları ve çevre düzenlemeleri yaptırırdı. Çam makinası parkı filan açılmıştı zamanında, 30 tane mi ne çam dikme makinesi almış tek seferde! Bir sürü tuhaflık ve israf... Ama laboratuvarlarda pHmetre bile yoktu,  sadece 1 adet mikroskop çalışıyordu mikrobiyoloji lab.da filan... Tam rezillilkti!
Öğrenci işleri ayrı telden,  Dekanlık ayrı telden çalıyordu. Derken öğrendik ki rektör bey üniversiteye ait olan işletmeleri ihale yoluyla kendi şirketine geçirmiş. (karışık mevzular)  Olayın basında haber olmasıyla beyefendi Sağlık Spor Turizm Tic. Ltd. Şti.  yönetim kurulundan istifa etti.

Kendisinden sonra da Abdullah Gül'ün atamasıyla, rektörlük adayları içinden en yüksek oyu alamamış olmasına rağmen, bu Teknokent yolsuzluğuna konu olan rektör Murat Tuncer geldi.
Şimdi deniyor ki: Dönemindeki büyük ihale yolsuzlukları ile FETÖ yapılanmasına muazzam finans aktarımı yapılmış-mış.
İlla bunca senenin geçmesi mi gerekti bunların açığa çıkması ve soruşturulması için?


(2010'daki yazımın linki:   HACETTEPE Üniversitesi)

 Ertuğrul  Özkök


Selamlar,  yeni bir günden merhaba.
Biliyorsunuz bu hafta Doğan grubu, Demirören şirketler grubuna satıldı.  (21 Mart 2018)

Bense bugün özellikle meşhur bir Doğan Medya yüzünden bahsetmek istiyorum. Ki kendisi yıllarca Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmenliğini de yapmış, tabir-i caizse ana çizgisini belirlemiş bir isim:
Ertuğrul ÖZKÖK.

Bu blogda bugüne kadar Özkök etiketiyle bir sürü başlıkta kendisi hakkında çeşitli yorumlarım olmuştu zaten. Aslında daha yazabileceğim, söyleyebileceğim çok şey var da... Tâkatım yok diyeyim.  O nedenle içimde taşıyordum laflarımı.
Ancak geçen zamanda Ertuğrul Bey rahat duramayıp "öküze benzemek isteyen kurbağa" fabl'ındaki gibi muazzam şişinmeler, atlayıp zıplamalar, gürültülü uğultular ve öyle adam asmacalar içerisine girdi ki!...
Artık görmezden gelmek mümkün olmadı.



Yukarıdaki görselde, adına "Ertuğrul Özkök omurgasızlığı" dediğimiz şeyin bir dışavurumunu görüyorsunuz.  Fırıldak gibi dönüyor, kıvırdıkça kıvırıyor,  şekilden şekile giriyor sayın Özkök;  ancak her koşulda tek bir şeyden asla taviz vermiyor:  YALAN.
Adam adeta bir pusula gibi bu konuda.  Nereyi gösterirse tam tersi yöne gitmek gerekiyor.

Mesela diyor ki:
"Bir adım içeri girerseniz,
 (Suriye'yi kast ediyor)  Dünya karşınıza dikilir." (2017 son aylarında yazmış bunu, not düşeyim.)

Suriye ve Afrin harekatından sonra ise TSK övgülerine doyamamış bu zât-ı muhterem.  Sanki birkaç ay önce tehditler savuran,  "aklını başına topla,  ayağını denk al!"  mesajlarını taşıyan, büyük abi modunda bol bol parmak sallayan kendisi değilmiş gibi...
"İnsan olan Şili'ye falan gider, unutturur kendini... Rezil yaşamak yaşamak değil ki!"  demiş Facebook'ta bir yorumcu kendisi için. Utanma duygusunu çoktan yitirme hallerine bir örnek olarak  bu da burda bulunsun bakalım:



Peki şaşırdık mı?  _Tabii ki hayır.  Bu kaçıncı çark, kaçıncı kıvırma!
Ama bu adam hâlâ  "çoktandır baydığını"  anlayamadı maalesef.
Hâlâ aynı tas /aynı hamam /aynı metot...

Doğrusu yılların bir dolu örneklerinden sonra... Bu adamın yıllarca genel yayın yönetmeni iken gazetesinde çıkanlardan sonra... Perde arkasında perdeler ardında yönetimdeyken olanlardan sonra...
İşte bütün bunlardan sonra hâlâ bu kişiyi okuyan, dinleyen, gazetesine ve kendisine yüksek anlamlar yükleyenler varsa... Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur hakikaten. Türkiye'de muhalif hareketin güçlenememesinin nedeni biraz da kanaat önderleri ve medya olarak ne idüğü belirsizliklerin peşinden gidip enerjiyi boşa heba etmektendir.

Son olarak eski bir yazımdan alıntı yapmak istiyorum.
Bu blogda daha önce "Bu mu gazetecilik?" tepkisiyle bir yazı yazmıştım.  Can Dündar, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Ahmet Hakan, Hilal Kaplan gibi isimleri irdelediğim o yazıda, bu beyefendinin o dönemlerdeki HDP çarkına da kısaca değinmiştim, bir bölümünü aktaralım:
 (Tüm yazı için  tıklayınız)
Burada kısa bir alıntı yapmak istiyorum oradan:



-Ertuğrul ÖZKÖK  ve  Hürriyet'in  HDP çarkı-
2015 seçimleri öncesi;  Selahattin Demirtaş, partisi HDP ve genel olarak "etnikçilik" desteğini esirgemeyen Doğan grubu ve Hürriyet'in, açık-gizli daimi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün seçim sonrası kaleminden çıkan yazı:
      "Bizi fena aldattın Selo,  fena yaktın içimizi.  Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları... Umutlanmıştık... İnanmıştık... Sana “hain” demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık... İnanmıştık çünkü... Umutlanmıştık.
İnanmıştık Türkiye'nin partisi olduğuna...
"
(Ertuğrul Özkök  -  27 Aralık 2015 tarihli Hürriyet yazısı linki)

"Gelin itiraf edelim" konseptinin büyük üstadı olan Ertuğrul ÖZKÖK efendinin en yeni   (yeni-yine-yeniden)   iki cümlelik günah çıkartması!   Nasılsa seküler kesimde de aynı dinciler gibi bir özeleştiri kültürü yok, ne güzel valla... Etnikçiliğe ver gazı ver gazı... İnsanlar ölsün/öldürülsün, sen kıytırık bir günah çıkartma,  araya sinsi bir "hain" lafı sokuşturma  ve işlem tamam  :)