gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perge Antik Kenti

Antalya'da 2018 Perge Yılı ilan edildi. Pamfilya'da Geç Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin önemli bir merkezi olan Perge Antalya'nın yaklaşık 18 km doğusunda Aksu ilçesinde yer alıyor. Stadyum, agora, tiyatro, Hadrian Takı, bazilika gibi anıtsal yapılar yanısıra akropolis, Hellenistik Kuleler, kapılar, surlar, hamamlar, çeşmeler, su kanalı ve sütunlu caddelerin de içinde bulunduğu antik kentte kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor. 300 metre uzunluğundaki sütunlu caddenin tam ortasındaki bölmeli su kanalı kuzeydeki nymphaeumdan gelen suyu taşıyordu. 

Çok sayıda turistin ziyaret ettiği Perge Antalya'nın en yakınında olmakla birlikte kentin kültürel ve tarihi zenginlikleri açısından da ilk sıralardaki yerini koruyor. Buluntulardan Erken Tunç Çağı'nda kurulduğu düşünülen ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklenen antik kentten arkeolojik kazılar sonucu çıkarılan birbirinden değerli Roma dönemi heykelleri bugün Antalya Müzesi'nde sergileniyor.
Yazının devamı

Koleksiyon Sergisi: Kapı Çalana Açılır

15. İstanbul Bienali süresince yani 12 Kasım'a kadar açık ve bienale parelel bir etkinlik olan 'Kapı Çalana Açılır' Sergisi Nakkaştepe'deki Abdülmecid Efendi Köşkü'nde ücretsiz gezilebilir. Melih Fereli ve Károly Aliotti'nin küratörlüğünü yaptığı sergide Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'un Koleksiyonundan bir seçkiyi  24 sanatçının 30 eseriyle görmek mümkün. Köşkle ilgili bu blogda daha önce yazdığım için o konuya değinmeyeceğim ama normalde ziyarete kapalı biz de üç yıl önce özel izinle girmiştik. Sergiyi gezmeye gelenler hem Osmanlı Hanedanından bir ressamın 1918 yılına kadar kültür  ve sanat merkezi gibi kullandığı ve ince bir zevki yansıtan detaylarıyla güzel yazlık köşkünü hem de gerçekten seçkin ve görülmeye değer bir koleksiyonu keşfedecekler. Sanatçı, sanata destek veren, sanatçılarla dost olan çok yönlü ve iyi yetişmiş Şehzade Abdülmecid Efendi'nin köşkünün böyle bir sergiye ev sahipliği yapması da köşkün geçmişteki kültür ve sanat dolu günlerine uyuyor. O yüzden İstanbul'daysanız bir iki saatinizi ayırıp sona ermeden mutlaka gezin. Köşkün etrafındaki bahçe düzenlemesi, ağaçlarda oynaşan sincapları, kuşlarıyla ve huzurlu, sakin ortamı da sanat, mimari ve doğa bütünlüğünde güzel zaman geçirmeyi vaad ediyor. Ayrıca sergiye girişte ziyaretçilerin ücretsiz alabileceği  minik kitapçık bilgileri ve fotoğraflarıyla çok iyi hazırlanmış. 
Yazının devamı

Tirilye-Trilye-Trilya-Zeytinbağı

Daha önce iki kez görmüş olmakla birlikte Eylül ayının son günlerinde bir kez daha gidip beş gün kaldığım Trilye Bursa'nın Mudanya ilçesine bağlı bir mahalle. Deniz ve zeytin ağaçları arasındaki huzurun ve sakinliğin adresi olarak da tanımlanabilir. Mudanya'dan bir tarafı zeytinliklerle diğer tarafı yazlık evler ve denizle çevrili virajlı 11 kmlik bir yoldan Trilye'ye ulaşılıyor. Biz İstanbul'dan sabah çok erken yola çıkıp önce Çanakkale'ye uğradığımız için  Karacabey tarafından gittik. Tirilye-Trilye-Trilya-Zeytinbağı gibi isimlerle anılan, Arnavut kaldırımlı dar sokakları, sokaklardaki traktörleri, Rum ve Osmanlı mimari örneklerinin görüldüğü 150-200 yıllık üç katlı taş ve ahşap karakteristik şirin evleri, tarihi kiliseleri, camisi, okulu, çeşmeleri, harika manzaraları ayrıca cana yakın, samimi, yardımsever ve mutlu yaşayanlarıyla zamanın yavaşladığı yer...
Yazının devamı

Gezi Blogları

Türkiye'nin de gerçek birer gezgin gibi -turist gibi değil; turist ile gezgin arasında çok fark var- dünyayı dolaşan gençlerinin olması ne iyi... Her ne kadar çok geç kalınmış olsa da. Bu gençler için mal, mülk ve araba edinme, bankaya paralar yığmak önem taşımıyor. Fight Club (1999), Özgürlük Yolu (2007) 🏕️🚶‍♂️ Yaban (2014) 🎒🌏 filmlerinin etkisi olabilir mi? İşe git-eve gel, trafikte saatler harca. Haftasonu alışveriş yap, sana dayatılanları satın al. Sosyal medyada filtrelerle, fotoşopla maskeleştirdiğin selfielerini, her yaptığını, her arkadaşınla buluşmanı   paylaş. Arkadaş ve yakınlarınla görüştüğünüzde bile telefonu elinden bırakma. Oradayken orada olma. Trend mekanlarda görün. Böylece farklı olduğunu sanırken aslında rutin bir hayatla yılların geçsin. Şehir hayatında sıkışıp kalınmış bu Sisifos döngüsünden kurtulabilmek o kadar kolay değil elbette. Herkes coşkuyla isteklerinin peşinden gidemez, korkar, düşünür sonu ne olacak diye. Büyük kent aslında bir akvaryuma benziyor bu anlamda. Balıklar gibi her gün aynı yolları aşıp, aynı sıradan şeyleri yapıp, aynı balıklarla karşılaşıp, bize verilenlerle yetinip yaşadığımızı sanıyoruz. Akvaryum balıkları denizi ve okyanusu bilmedikleri için muhtemelen kendi hallerinden de memnunlar (Burada aklıma nedense Matrix -1999- geldi.).  Şehir hayatı böyleyken çok daha küçük yerleşimler olan kasabalar çok daha küçük ve kasvetli akvaryumlar olabilir. Oradaki minik balıklar da büyük kente gelip büyük akvaryuma girme hayali kurabilir. (Nuri Bilge Ceylan'ın Kasaba - 1997, Mayıs Sıkıntısı - 1999 ve Uzak - 2002 -üçü de harika filmlerdi-.) Ne tuhaf ki şehirliler de küçük bir kasabaya yerleşmek ister. Küçük akvaryumdaki balığa olasılıkların çokluğu, büyük akvaryumdakine ise azlığı cazip gelir.
Yazının devamı

İstanbul'da Doğaya ve Tarihe Yolculuk

İstanbul... Doğup büyüdüğüm ve yaşadığım şehir... Hızı, kalabalığı, gürültüsü, bitmeyen inşaatları, tahammülsüz insanları usandırsa da hiç ummadığınız anda ya da isteyerek ona kendinizi bıraktığınızda güzelliklerini de esirgemiyor.  Genellikle insanlar her gün işine, okuluna, evine vb. yerlere yetişmek için koşturuyor. Bir an önce gideceği yere ulaşmak istiyor. Trafiğe sinirleniyor. Böyle büyük, kalabalık şehirde yaşamanın da bir bedeli var.  Şikayet etmekle, stresli olmakla ve bu gerginliği başkalarına yansıtmakla bir şey elde edilemiyor. Belki bir on dakika vapurda denizi, Boğaz'ı, manzarayı, martıları seyrederek huzur bulunuyor. Artık onu da yapan azaldı çünkü telefonlardan başımızı kaldıramıyoruz. Ya da sadece fotoğraf çekmek için etrafa bakınıyoruz. Oysa hâlâ saklı bir hazine olan İstanbul'da doğaya ve tarihe yolculuk yapmak ve sunduklarına açık olmak mümkün.
Yazının devamı

Selçuklu'nun ve Mevlana'nın Kenti Konya - 2 - Arkeoloji Müzesi

Anadolu Selçuklu'nun başkenti Konya'nın sokaklarının her bir köşesinde tarihe yolculuk yapmak mümkün. Kentte Selçuklu ve Osmanlı camileri, medreseleri yanı sıra kümbetler, türbeler de yer alıyor. Konya M.Ö. 7000 yıllarına dayanan bir yerleşim olması;  merkezde Mevlana Müzesi, İnce Minare, Karatay Medresesi, Alaeddin Camisi, Sırçalı Medrese, Sahip Ata Camii ve Müzesi, Atatürk, Etnografya ve Arkeoloji Müzeleri, Japon Bahçesi; ilçelerinde İvriz Kaya Anıtı, Meke Gölü, Klistra, Çatalhöyük, Eşrefoğlu Camisi, Eflatun Pınarı, Fasıllar Anıtı, Aya Elena Kilisesi, Tınaz Tepe Mağarası, Kubad-Abad Sarayı, Köşk Kaplıcaları, Karapınar Obrukları, Tuz Gölü, Ilgın Kaplıcaları, Yer Köprü Şelalesi, Oymalı Yeraltı Şehri, Aziziye Camisi, Ereğli Müzesi, Akşehir Batı Cephesi Karargâhı Müzesi ve Akşehir Arkeoloji Müzesi gibi tarihi yapılara, eserlere ve doğal güzelliklere sahip olması açısından önemli bir ilimiz. Zaten Türkiye'nin her bir ili çok fazla medeniyeti, kültürel mirası ve doğal güzellikleri birlikte barındırması açısından paha biçilemez aslında. Vatanımızın değerini bilelim ve yok etmek yerine bu hazinelerimize sahip çıkabilelim. Konya özellikle Selçuklu'nun izini sürmek isteyen tarih gezginleri için bulunmaz bir yer.
Yazının devamı