Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bakele - Sezgin Kaymaz

Bakele - Sezgin Kaymaz

Bütün bir mahalle oynar mı ya? Bir insan evladı bir gece içinde seksen defa Angara'nın Bağları'nı dinler mi? Anlı şanlı bir iş adamı, ki babamdı maalesef, bir sokak düğününde ceketini beline bağlayıp göbek atar, yerlere kusuncaya kadar içer mi? Hadi ondan geçtim, annem yaa, annem... Sana ne oluyor koca kadın? Saçına dolamış gelin tellerini, Allah'ın nasıl bir gerdan kırmalar, nasıl bir parmak şıklatmalar.
Sezgin Kaymaz özellikle kitap kurdu çevremde giderek adı daha çok bilinen ve okuru, hatta hayranı günbegün artan bir isim. Bu durum bir yandan yazarın hak ettiği değeri görmesi bakımından sevindirici, öte yandan popülaritenin bir hastalık gibi bulaşıp kaliteyi bozma potansiyeli olduğu için de ürkütücü... Yine de o kadar iyi ki Kaymaz, boş verelim bozulsun gerekiyorsa, yeter ki okunsun dedirtiyor. 

Bakele, yazarın İletişim Yayınları ile yolunu ayırıp April Yayıncılık ile çalışmaya başladığı 2015 yılında yayımlanan öykü kitabı. Kaymaz külliyatına baktığınızda en kısası 274 sayfa olan kitaplarının yanında oldukça ufak bir hacme sahip olan Bakele 34 öyküden oluşuyor. Kitaba başlamadan evvel bu durum kitabın biraz aceleye geldiği hissiyatı yaratmıştı bende; April Yayıncılık'ın yeni yazar transferini bir kitapla taçlandırmak istemesinin bir sonucu olarak alelacele hazırlanmış olabilir diye düşünmüştüm. Kitabı okuduğumda o kadar da yanılmamış olduğumu fark ettim.

İki dakika konudan kopmak pahasına April Yayıncılık hakkındaki düşüncelerimi açıklamam gerek: April Yayıncılık ilk büyük hamlesini Murat Menteş ve Alper Canıgüz gibi Afili Filintalar tayfası yazarlarını bünyesine katarak gerçekleştirmiş, ardından gerek telif gerek çeviri eserler ile hızla büyümüş bir yayınevi. Edebiyata kattıkları, kitaplarının gerek tasarım gerek editöryal açıdan tatmin edici oluşu bir yana bu hızlı ve taktiksel büyüme bende kendilerine karşı bir önyargı oluşmasına vesile oldu. Söylediğim gibi herhangi bir teknik aksaklıkları olmasa da, hani ilk görüşte itici bulduğunuz insanlar olur zaman zaman, bir türlü ısınamadım kendilerine. Gerçi kabul edeyim, Kaymaz transferi oldukça zeki bir hamle ve yazarın İletişim'de geçirdiği onlarca yılda edindiği kitleyi tek kitapla neredeyse iki katına çıkartmayı bildiler, dolayısıyla Sezar'ın hakkı Sezar'a ancak bir türlü ısınamadığım bir şeyler var işte...

Neyse; "alelacele hazırlanmış" hissiyatının sebebini açıklamaya çalışıyorum: Henüz okumuş olduğum Sandık Odası, Zindankale ve Geber Anne kitaplarından yola çıkarak "lafı uzatmayı" sevdiğini bildiğim Kaymaz için kısa bir kitap gibi gelmişti. Öykülerin uzunluklarına baktığımda daha da şaşırdım zira Sandık Odası'ndaki öykülerden en kısası küçücük puntoyla 12 sayfa iken Bakele'deki en uzun öykü koca puntoyla 9 sayfa olunca bu hissiyatım perçinlenmiş oldu. "Amma taktın uzunluk, kısalık meselesine ha!" demeyin; Kaymaz'ın dilini leziz kılan en önemli unsurlardan birisi su gibi akıp giden, size tüm detayları bir çırpıda sunuveren ve yaratılan karakterlere iyice ısınmanızı sağlayan uzun anlatımı benim açımdan. Dolayısıyla dar alanda kısa paslaşmalar söz konusu olduğunda Kaymaz'ın neler yapabileceğini ilk bu kitapla deneyimlemiş oldum. 

Hakkını yemeyeyim; yine efsane bir dil, yine leziz konular, yine ayarı çok iyi tutturulmuş mizah-hüzün dengesi var karşımızda... Ama işte nice karakterler heba olmuş, nice durum komedileri harcanmış hissiyatı edinmemek de elde değil. Kimi öyküler "kitap dolsun" diye konmuş, kimi öyküler "daha da uzamasın" diye konusu kısa kesilmiş hissiyatı bırakıyor okurda ve bu durum kitabın bütünlüğüne zarar veren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Peki bu bütünsel bozukluk Bakele'yi kötü bir kitap mı yapar? Tam olarak değil aslında; günümüz popülist edebiyat iktidarında yine bir vaha gibi çıkıyor Kaymaz öyküleri karşımıza ancak anlatmaya çalıştığım nokta Kaymaz'ın bundan çok daha iyi olduğu gerçeği. 

Kaymaz'ın, yarattığı karakterle vakit geçirdikçe karakteri zenginleştirmek gibi bir becerisi var. Sandık Odası'ndaki görece uzun öyküleri lezzetli kılan, Zindankale'yi soluksuz okumanızı sağlayan bu beceri hacim azaldıkça daha da soluklaşmış. "Kadın Gibi" isimli öyküdeki Tahir ve Behiye karakterleri örneğin, bir romanda ya da daha uzun bir öyküde karşımıza çıksa vazgeçilmezlerimizden olabilecekken dar alanda heba olmuş. Kısalık konusunda bu kadar dır dır etmemin sebebi Bakele'nin, ufak bir parça çikolatanın ağzımızı tatlandırıp sonra da bitivererek doyuramaması gibi, çok çabuk bitmiş olmasıdır belki de, bilemiyorum. 

Velhasıl; Bakele, Kaymaz kitapları için vasat ama genel çerçevede ziyadesiyle keyifli bir kitap. Kaymaz'la tanışmadıysanız ilk tercihiniz olmasını tavsiye etmesem de belki de yazarın nevi şahsına münhasır tarzıyla alıştıra alıştıra hemhal olmanız açısından daha iyi olacaktır. Onu bunu bilmem de okuyun; mutlaka Sezgin Kaymaz okuyun. Heh heh! 

Bakele - Sezgin Kaymaz, April Yayıncılık - 200 s.
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk - Güray Süngü

Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk - Güray Süngü

Kafamda bir ampul yandı denir ya. Öyle biraz. Ama biraz da değil öyle. Değişik yani. Şöyle ki benim kafam yok. Kafam olması gereken yerde bir ampul var. Aklıma bir şey geldiğinde yanan bir ampul. Çok korktuğumda da mesela. Çok gülersem ki ben çok gülmem. Ama çok ağladığımda yanan bir ampul. Aslında demek istediğim benim kafam bir ampul. Ampul şeklinde bir kafam var da diyebilirim.
Bir okur olarak "yazarlara duyulan ön yargılar" meselesiyle ilişkim malum. Mevcut düzende, bir yazar veya kitap hakkında bir fikir, bir duygu sahibi olmadan sadece edebiyat düzleminde tanışmak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Sosyal medya, reklamlar, kitap ekleri, dergiler, bloglar ve kitap dostları aracılığıyla pek çok isim, daha tanışmadan bir şeyler çağrıştırır, bir duygu veya düşünceyi filizlendirir hale geliyor. 

Güray Süngü de bu isimlerdendi benim için: Yazının gidişatını etkilememek için yorum yapmadan kısaca #kimbuyazarlar olarak adlandırabileceğim ve Murat Gülsoy'un şu yazısından ana hatlarını öğrenebileceğiniz mesele vasıtasıyla adını duymuş ve ister istemez bir "yargıya" varmıştım hakkında. Heyhat, çoğu zaman faydasını gördüğüm ön yargıların bu sefer beni yanlış yönlendirmekte olduğunu keşfetmem, yine yukarıda bahsi geçen kitap dostları aracılığıyla oldu.

Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk, yazarın üçüncü öykü kitabı; bunların dışında ise dört de romanı mevcut. 2010'da yayımlanan Düş Kesiği ile Oğuz Atay Roman Ödülü'nün, 2011'de yayımlanan Kış Bahçesi ile Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nün ve 2012'de yayımlanan Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi isimli öykü kitabıyla da bu sene Necip Fazıl Öykü Ödülü'nün sahibi olmuş bir isim Süngü. Kitaplarının yanı sıra pek çok dergide öyküleri yayımlanmış ve yayımlanmaya devam eden bir yazar.

Yazarla tanışmamıza vesile olan Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk'ta ilk dikkat çeken Süngü'nün dili: Çokça oyunlarla süslenen, "gelişine" yazılmış izlenimi bırakan ve hipnotize edici bir üslubu var öykülerin. Bir öyküye başladığınızı, bir de bitirdiğinizi hatırlıyorsunuz bir sonraki öyküye geçerken; arada kalan kısımlar uçucu olmaktan ziyade yazarın sizi soktuğu dünyadan kalan hayal meyal hatıralara dönüşüyor. Bunda, yazarın post-modern tavrının da etkisi büyük; okurla iletişime geçtiği bölümlerde anlatmak istediğini net bir şekilde dile getirdikten sonra gerisini öykünün curcurnası içinde, istediği kadar renklendirerek anlatmayı tercih ediyor. Aynı tavır oyunbaz üslubun da kaynağı oluyor: Akışı bölmeden lafa giren yazar ya kendi kendine ya da okurla "dertleşiyor" bir nevi; sorular soruyor, cevaplar veriyor, düzeltmeler yapıyor ve netice olarak alışılagelmişin dışında bir okur-yazar ilişkisi çıkıyor ortaya. Klişeleşmiş kalıbın ötesinde bir samimiyet doğuyor ve okur, bir parça daha çekiliyor öykünün dünyasına.

Öykülerin temasında iki ana unsur var: Kaybeden aşıklar ve deli bireyler. Bu durum öykü kitaplarında konu bütünlüğünden hoşlanan okurlar için ideal olsa da, benim gibi konu zenginliğini yeğleyenler için biraz sıkıntılı: Küçük hacimli öyküler art arda okunduğunda, sürekli aynı akıl hastanesinin farklı hastalarını veya aynı karakterin farklı zamanlarda, hatta farklı evrenlerde başından geçenleri okuyormuş hissiyatı olumlu pencereden duygu ve tema bütünlüğü, olumsuz pencereden ise tekdüzelik olarak yansıyor. "Kaybeden aşık" temasının son dönemin popüler tarzında, yani bir Mahir Ünsal Eriş veya bir Emrah Serbes tarzında olmadığını belirtmek gerek: Daha muzip, daha az dramatize edilmiş ancak özde aynı acıya sahip karakterler Süngü'nün yarattıkları. "Delilik" ise ters köşelerin ve yer yer fantastik boyutlara ulaşan metafizik öğelerinin hava yastığı konumunda; gerçekçilikten uzaklaşmamak için bir nevi emniyet kemeri görevi üstlenmiş durumda. 

Netice olarak; kırk yıl geçse, kendi kendime okumaya karar vereceğim bir kitap değildi Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk. Peşin hükümlerin zaman zaman zararlı olabileceğinin (yeniden) kanıtı oldu bu durum benim için. Neyse ki atomu parçalamak yerine bana tavsiyede bulunan kitap dostlarım var...

Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk, Güray Süngü - Dedalus Kitap, 103 s.
Semaver - Sait Faik Abasıyanık

Semaver - Sait Faik Abasıyanık

Ya... İyi, halis ipekli mendiller hep böyledir. Avucunun içinde istediğin kadar sıkar, buruşturursun; sonra avuç açıldı mı insanın elinden su gibi fışkırır.
Sait Faik Abasıyanık'ın 1936'da yayımlanan ilk kitabı Semaver. Yazarın kaleme aldığı ilk öyküsü İpekli Mendil de dahil on dört öykü Semaver başlığında, beş öykü de Benimle Beraber Seyahatten Dönenler başlığıyla yayımlanmış elimdeki 32. YKY baskısında. 

Semaver'de, okuduğum diğer Abasıyanık eserleri Mahalle Kahvesi ve Alemdağ'da Var Bir Yılan'a nazaran naif bir "acemilik" göze çarpıyor. Elbette bu, beceriksizlik veya çirkinlik ihtiva eden bir acemilik değil: Yürümeyi yeni yeni öğrenen bir bebeğin acemiliğindeki sevimliliği ve bisiklete yeni binmeyi öğrenen bir çocuğun acemiliğindeki şevk ile mutluluğu andıran bir acemilik durumu. Gelip geçiciliğini belli eden, neticesinde elbet sahibinin ustalaşacağını sezdiren bir acemilik. 

Bu kanıya kaynak olan ilk öğe ise Sait Faik'in kimi öykülerdeki dili. Diğer eserlerindeki gibi sabit ve net değil; farklı anlatım üsluplarını, farklı duygulanımları ve imgelemeleri denediği gözlemleniyor yazarın dil arayışında. Buna rağmen kelimeler fışkırırcasına çıkmış kaleminden; basınca daha fazla dayanamayıp patlayan bir borudan fışkıran su gibi. Yazarın, yıllar sonra yazmaya uzun bir ara verdikten sonra söyleyeceği "Yazmasaydım deli olacaktım" sözü yalnızca yazıdan uzak kaldığı dönem için değil, varoluşundan başlayan bir sancı olarak gösteriyor kendisini bu noktada. 

Konu seçimlerinde hayatın ufak detaylarına eğilmeye o zamanlardan başlamış yazar. Bir semaverden yola çıkarak işçinin hazin öyküsünü, bir gemi maketi yardımıyla öksüz bir çocuğun dışlanmışlığını, yalnız bir gecede sarhoşluğun keyfini anlattığı öyküler mevcut. Bunların yanı sıra ise daha uzun soluklu, kurgu ağırlıklı İhityar Talebe gibi kimi, sonradan edineceği, tarzının dışına da çıkmış hikayeler de yer alıyor Semaver'de. Öykülerin bir  diğer özelliği de belirli bir duyguya yoğunlaşmaktan ziyade hayatın bir yansıması gibi her duyguya yer vermeleri. Kederin tatlılığı, yalnızlığın kekremsi huzuru, mutluluğun mahzunluğu gibi siyah ya da beyaz olmayan, gri tonlarında bir hissiyata sürüklüyor öyküler sık sık. 

Söz konusu Sait Faik gibi bir usta olunca fazla söz söylemek de yersiz kaçıyor haliyle. Sait Faik'siz bir Türk edebiyatı düşünülemeyeceği gibi, onunla henüz tanışmayan bir okur da gün gelip de karşılaştığında pişmanlık duyacaktır geç kalmışlığından. Duymasın; Sait Faik'in öyküleri açar kucağını, affeder...

Semaver Sait Faik Abasıyanık, Yapı Kredi Yayınları - 105 s.
Kısaca #5

Kısaca #5

Görece uzun zaman evvel okuduğum, dolayısıyla hakkında uzun uzun yazamayacağım ancak yine de paylaşmak istediğim kitaplar...

Yalıda Sabah - Haldun Taner

Haldun Taner, döneminde öykücülüğü ile ön plana çıkmış olsa da, günümüzde daha çok oyun yazarı kimliğiyle biliniyor oluşu, özellikle yeni nesil okur için bir nevi kayıp olarak addedilebilir çünkü Taner de tıpkı Sait Faik gibi öykü severlerin ve genç öykü yazarlarının mutlaka tanıyıp okuması gereken yazarlardan bana göre. Yalıda Sabah, öykülerinde kullanılan dil, kurgu ve bunlardaki çeşitlilikle dikkat çeken bir kitap. Özellikle doğa tasvirlerinde, şairaneliğin ötesinde ruhani olarak tanımlayabileceğim bir niteliğe haiz öyküler. Haldun Taner'in bir nevi alamet-i farikası olan alaycı yaklaşımdan, zamanın deyimiyle humordan da bolca nasibini almış elbette hikayeler. Anlattığı ister toplumsal bir mesele olsun, ister birey nezdinde bir değerlendirme yapsın, incecik de olsa bir dokundurmada bulunmadan geçmiyor hiç yazar. Öte yandan okuduğum bir önceki Taner kitabı, Onikiye Bir Var'daki öyküler kadar altı dolu öyküler değil Yalıda Sabah'ın öyküleri: Biraz daha havai, biraz daha yüzeysel ancak aynı derecede lezzetli. 

Dokuz Öykü - J.D. Salinger

Salinger, yıldızımın barışmadığı isimlerden olmaya devam ediyor. Bu durumun baş müsebbibi "Caulfield-seviciler" olarak isimlendirdiğim, yazarın Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen) isimli kült eserini saplantılı bir tutku ve tutarsızlıkla savunan okur kitlesi. "Canım sana ne, isteyen istediğini istediği gibi sever, savunur" diyebilirsiniz elbette ancak bilen bilir, ön yargıları ve takıntıları olan bir okurum ben. Dolayısıyla -hala- gereğinden fazla değer gördüğünü düşündüğüm (bkz. overrated) Caulfield nezdinde zaten aramın iyi olmadığı Salinger'a bir de öykülerinin penceresinden merhaba demek istedim. İtiraf edeyim, düşük beklentilerimin üzerinde ancak yine de yeterince tatmin edici olmayan bir sonuç elde ettim. Dünyanın en net ismine sahip öykü kitabı Dokuz Öykü, Gönülçelen'den iki yıl sonra, 1953'de yayımlanmış ve 1948-1953 arası kaleme alınmış öykülerinden oluşuyor Salinger'ın. Öykülerin dili, oldukça akıcı ve nüktedan: İroniden ve kinayeden beslenen dil, öyküdeki kişilerden dönemin siyasetine pek çok konuya göndermede bulunuyor. Kurguda da aynı akıcılığı yakalamış Salinger ancak sonları bağlama konusunda tutturduğu tarz bana hitap etmiyor. Bir dostumun deyimiyle "festival filmi" gibi hikayeleri: Bir şeyler anlatıyor, karakterler yaratıyor; okur olarak bekliyor, bekliyorsun ama hiçbir şey olmuyor! Sürekli "Eeee?" derken buluyorsunuz kendinizi öyküler bittiğinde. Kitabın sonunda da devasa bir "EEEEEE?!" geliyor tabi. Dolayısıyla dil ve anlatım açısından, özellikle farklılığıyla, değerli ancak genel olarak tatminkar olmayan bir kitap Dokuz Öykü

Gazze Blues - Etgar Keret & Samir El-Youssef

"Boktan bir kitap. Belki iki... pardon, üç öykü hariç, gerisi bir boka yaramaz." Bunu ben söylemiyorum, Keret'in bir karakteri söylüyor. Bir kere enfes kapak tasarımı ve ilgi çekici ismiyle büyük beklentiler oluşturan bir kitap Gazze Blues. Kitabında arkasında yatan hikaye ise daha da ilgi çekici: Bir bomba saldırısının ardından Filistinli Samir El-Youssef, İsrailli Etgar Keret'i arayarak "Bir şeyler yapmamız gerek!" diyor ve birlikte bir kitap yapmayı teklif ediyor. Böylece Keret'i okuyan ve kendisini hiçbir zaman okumayacak onlarca insana ulaşmayı ve "iki tarafı da insanlıktan çıkarmanın çok kolay olduğu bir konuda tarafları insancıllaştırmak için bir çaba göstermeyi" hedefliyor; başarılı da oluyor. Kabul edelim; Gazze Blues olmasaydı bizlerin de Youssef'un ismini duyma ihtimalimiz düşüktü gerçekten. Ancak tüm bunlara rağmen vasat bir kitap Gazze Blues. İsrailli yazarın hali hazırda başka kitap ve dergilerde yayımlanmış 15 öyküsünün, Filistinli yazarınsa 43 sayfalık tek bir öyküsünün yer aldığı kitabı kurtarmaya ne Keret'in muzip dili ne de Youssef'un samimi anlatımı yetmiş. Hoşuma giden tek tarafı, tema olarak ağdalı ve ajitasyon dolu bir Filistin-İsrail çatışması yerine, bu insanlık dramının fon oluşturduğu günlük olayları ve bireysel sıkıntıları seçmeleri oldu. Hikayenin özüne, gerçeğine baktığımız hissi yaratıyor bu durum. Bunun dışındaysa belki iki... pardon, üç öykü dışında pek de dişe dokunur bir şey yok. 
Öykü: Cin mi, Peri mi ? - Yazan: Gülten Ağrıtmış // Gölge e-Dergi Sayı 65 - 2 Şubat  2013

Öykü: Cin mi, Peri mi ? - Yazan: Gülten Ağrıtmış // Gölge e-Dergi Sayı 65 - 2 Şubat 2013

Öykü: Cin mi, Peri mi ? - Yazan: Gülten Ağrıtmış // Gölge e-Dergi Sayı 65 - 2 Şubat  2013

issuu.com/golgedergi/docs/g_lge_e-dergi__ubat_2013_say__65?e=0/1320330

Sayı 65
Öykü: Cin mi, Peri mi?
Yazan: Gülten Ağrıtmış
Gölge e-Dergi 65
2 Şubat 2013
http://www.bloglovin.com/blog/5713393/golge-e-dergi
Yıllardır, her ayın ilk günü masaüstünüzde olan çizgi roman, fantastik kurgu ve kültür dergisi Gölge e-Dergi, 2013 Şubat sayısıyla da yine bomba gibi.
65 aydır büyüyerek yoluna devam eden Gölge e-Dergi bu ay da dopdolu.
Gölge e-Dergi’nin 65. sayısında neler var hep birlikte bakalım. Derginin editörü Mehmet Kaan Sevinç, Şubat 2013 sayısını anlatıyor.

golge-e-dergi-65Söz verdiğimiz üzere, her ayın 1'inde masa üstünüzde,ilk okuyan siz olun. Buyrun, yeni bir sayıda bir kere daha birlikteyiz.
Bu sayının kapağına Yunus Kocatepe imzasını attı. Pin-up İlker Yatı’dan
“Senin Kahramanın Kim?” ve 4. Çizgi Roman Okurları Ödülleri 2012 konulu dosyalarımıza katılımlar sürüyor.Kahramanınızı yazın, hak edenleri ödüllendirmeyi unutmayın.
Öykü-İlka ‘’Bazen Güller Suda Ölür’’ 3 bölümüyle,kaldığı yerden devam ediyor,Semina’yı Çiftçi’mi öldürdü?Melahat Yılmaz Özberk’in öyküsü,illüstrasyon Gülhan.D.Sevinç
Yazarının Kaleminden sayfalarımızın bu ayki konuğu Ege Görgün,yeni çıkan öykü kitabı ‘’Cinbaz’ın’’ yazılım sürecini paylaşıyor bizlerle.
Çizgi Roman ‘’Uyumlu Kutup Ayıları’’nı ,üstad çizerlerimizden Firuz Kutal’ın farklı çizgi ve farklı anlatımıyla keyifle okuyacaksınız.
Röportaj konuğumuz bu ay Ankara’dan.Önümüzdeki günlerde yayınlanması planlanan ve çizgi roman okurları tarafından merakla beklenen ‘’Afşin Bey ve Orkun’’un çizeri,ressam,grafik sanatçısı Ramazan Türkmen.Röportajı Ahmet Yüksel gerçekleştirdi.
Öykü ‘’İkinci Göz’’ Can Çelikel’den.İllüstrasyon Yunus Kocatepe
Edebiyat’tan Sinema’ya Uyarlamalar-10 bölümünde Pİ’nin Yaşamı (Life of Pi). Dünyada çok satan bir kitaptan ve onun 2012 yılı sonunda gösterime girip bu yıl 2013 Oscar ödüllerinde tam 11 dalda ödül adaylığı bulunan film uyarlamasından bahsedeceğiz. Kitabımız ve filmimiz: Life Of Pi, yani Pi’nin Yaşamı’nı Caner Keler kaleme aldı.
Öykü ‘’The Hysteria Channel’’Tuğba Turan’dan.
Tarihte Bu Ay sayfalarımızda Romantik akımın kurucularından ve üstatlarından Victor Hugo tüm bilgeliği ve beyazperde uyarlamalarıyla bu ay bizimle ve tabiki Melahat Yılmaz Özberk’in anlatımıyla.
Öykü ‘’Rüya Avcısı’’(İnsan Yüzlü Tren),(Kara Kadın) Erol Çelik’in kaleminden.İllüstrasyon Mehmet Sevinç
Film Kritik’te Hasan Nadir Derin merakla beklenen efsane çizgi roman kahramanı ‘’Karaoğlan’ın sinema uyarlamasını değerlendiriyor.
Çizgi Roman ‘’Baltlar’’tüm heyecanıyla devam ediyor.Ah birde daha çok sayfa olsa! Yazan,çizen Mehmet Günay Ercan
Öykü ‘’Düşler Ece’si’’ Mehmet Berk Yaltırık korkutmaya devam ediyor.İllüstrasyon Mehmet Dal
Sinema’da  2013 ün Merakla Beklenen Filmler’ini merak ediyorsanız Masis Üşenmez’ in bu yazısını merakla okuyacaksınız.
Öykü ‘’Kadın Erkek İlişkisi Üstüne Garip Bir Muhabbet’’ Atilla Bilgen yazdı.İllüstrasyon Enver Gökhan Altun.
Oyun İnceleme’de Kayra ‘’Keri’’Küpçü 2013 yılında oynamaktan keyif alacağımız yeni oyunları tanıtıyor bizlere.
Öykü’’Kefensizler Mezarlığı’’ 2 ci bölümüyle devam ediyor.Kayahan Demir ‘in kaleminden.
Sinema’da 2013 ün Oskar Tahminleri  Hasan Nadir Derin’in kaleminden.
Öykü ’’Cin mi,Peri mi ?’’ Gülten Ağrıtmış yazdı.
Kuir Fest İkinci Yılında.Hasan Nadir Derin festival izlenimlerini yazdı
Çizgi Roman ‘’Alaca Doğan’’ 11 ci bölümün konu başlığı ‘’Ölümsüz Dostluk’’ Anıl Şahal yazıp,çizdi.
Kahramanlar Sinema’da ‘’Sinema’nın Kurtarıcısı Süper Kahramanlar’mı?’’acaba !Hakan Tunga Kalkan’ın inceleme yazısında.
Öykü ‘’Başlangıç ve Son’’Buğra Şenyüz’ün kaleminden.İllüstrasyon İbrahim Hakkı Uslu
Çizgi Roman İnceleme’de İlke Keskin Marmara Çizgi  yayınlarından çıkan çizgi roman dünyasının iki efsane ismi Jodorovsky ve Boucg’un ortak çalışması ‘’Bouncer’i kaleme aldı.
Öykü ’’Bir Western Hikayesi’’ Tunç Pekmen yazdı. İllüstrasyon Mehmet Kaan Sevinç
Grafik Tasarım-Gülhan D.Sevinç
Şubat 2013 Sayı 65 in oluşumunda yazıp çizdikleri ile katkıda bulunan, emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
Yeni sayıda tekrar görüşmek dileği ile,hepinize iyi okumalar.
Gölge e-Dergi Editörü-Mehmet Kaan Sevinç

Gölge e-Dergi’yi Pdf olarak buradan okuyabilirsiniz.
Gölge e-Dergi’yi flash olarak okumak için buraya bakabilirsiniz.
 
 
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.
 

Kurşun Kalem Edebiyat Dergisi Öykü: Yeni Araba - Yazan: Gülten Ağrıtmış // Eylül Ekim 2013

Okurlarıyla: Yeni Araba
Yazan: Gülten Ağrıtmış
Kurşun Kalem Edebiyat Dergisi
Eylül - Ekim 2013
Sayı:25


Kurşun Kalem Eylül Ekim Sayısı
Kurşun Kalem Edebiyat
Eylül - Ekim 2013
Sayı:25
Gültekin Emre : Değişen Toplum, Değişen Şiir/ Sanat
Kurşun Kalem'in Gündemi:
Kadın Yazarların Erotik Yazma Özgürlüğü
Handan Gökçek - Asuman Susam - Mine Söğüt - Gonca Özmen - Janset Karavin- Aysu Erden - Tekgül Arı - Dilek Değerli - Arzu Demir - Efnan Dervişoğlu - Esra Odman İyier - Ayten Kaya Görgün - Hilal Karahan
Arife Kalender: Dağın, Denizin ve Güneşin Şairi
Arzu K.Ayçiçek İle Söyleşi - Nevzat Süer Sezgin
Aydın Karasüleymanoğlu: Aklın Atları
Ahmet Günbaş: Şiirden Şiire XXXVIII
Nezihe Altuğ: Simurgname'nin Şairi Barış Erdoğan
Rıza Aslan: İçten İçe Ağlar Kadının Biri İpek Tende…..
Güngör Şenkal: Halk Ekini İçinde VIII
ŞİİR: Arife Kalender/Arzu K. Ayçiçek/ Atila Er/ Ayşen Gül/ Bircan Çelik/ Elif Karık/ Emirhan Çabuk/ Emre Şahinler/ Filiz Naldöven/ Gülçin Sahilli/ Hasan Parlak/ Hasan Varol/ Hasan Jan Kaya/ Hilal Karahan/ Hüseyin Hatipoğlu/ İbrahim İspir/ İhsan Tevfik/ İsmail Cem Doğru/ Mehmet Rayman/ Mert Öztürk/ Mine Ömer/ Neslihan Yalman/ Neşegül Büyükcebeci/ Nevzat Konşer/ Nurten Çakır/ Özgür Sürek/ Ramazan Aydın/ Selim Murtazaoğlu/ Şerif Temurtaş/ Taner Cindoruk/ Turgut Baygın/ Yılmaz Bozan
ÖYKÜ: Kemal Gündüzalp / Talat Avcı/ Gülten Ağrıtmış/ M.Mazhar Alphan
KURŞUNKALEM İLETİŞİM:
kursunkalem2009@gmail.com
Posta kutusu 25   Karşıyaka İzmir
Ürünlerinizi internetten e-posta adresimize gönderiniz. Elden veya posta ile gönderilen ürünler yayımlanmaz.
Abone Koşulları:
Yıllık 6 sayı 40Tl.
Posta Çeki Hesap No:
5345863
Nezih-er Yayın Dağıtım


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.